her-sey-seninle-baslarSelamun aleyküm arkadaşlar,

 
               Mümin Sekman’ın “Her şey seninle başlar” kitap tahlilinde geçen yazımdan itibaren yeni bir konuya geçmiştik, çaresizlikle başa çıkmanın yolları, bu yazımda da başarısızlığa sebep olan olayları yorumlama biçimlerini inceleyeceğiz inşallah…

               Öğrenilmiş çaresizlik başımıza gelen olayları yorumlama biçimimizden doğar. Aynı durumun iki farklı yorumu, insanı öğrenilmiş çaresizliğe veya öğrenilmiş başarıya götürebilir. İnsanların başlarına gelen aynı olayı farklı şekilde yorumladıklarını gösteren çok sayıda örnek vardır.

Afrika’ya iki ayakkabı pazarlamacısı gönderilir. Hiç kimsenin ayakkabı giymediğini görürler.
          Kötümser: “Burada hiç kimse ayakkabı giymiyor, ayakkabı satılamaz.”
          İyimser: “Burada hiç kimseni ayakkabısı yok, herkese ayakkabı satabiliriz!”

               Öğrenilmiş çaresizliğe düşmeyenlerin bakış açısına güçlü bir örnek Edison perspektifidir. Ünlü mucit, ampulün içindeki teli bulmak için yüzlerce kez başarısız olduğunda, başarısızlığını ‘başarıya götürmeyen yolları elemek’ olarak görüp, “Her denememde başarısız olmaya götüren yolları buluyorum,” diyebilmiştir. Edison felsefesine göre, başarısızlığa götüren bütün yollar bitince geriye başarıya götüren yol kalır!

 
               Öğrenilmiş çaresizliği bir bilgisayar programına benzetebiliriz. Beyninize yüklendiğinde ondan sonra, yüklenen tüm yeni programları ve yapılan tüm işleri yavaşlatan bir iç program. Bu programın en kritik fonksiyonu başımıza gelen olaylara verdiğimiz tepkileri etkilemesidir.

               Bulunduğu kaba göre şekil alan su misali, insanların hayal dünyaları da kendilerinin verdikleri şekilleri alıyor, olaylara nasıl bakmak, nasıl görmek istiyorlar öyle görüyorlar ve bunu neticesinde ya çaresizliği öğrenip hayallerine verdikleri şekle bürünüyorlar, yada başarıya ulaşıp yine hayallerinde verdikleri şekle bürünüyorlar.

 
               Peki başarısızlığı nasıl yorumlarsak, hayalimize, yapacaklarımıza nasıl şekil verir, hangi bakış açısından bakarsak başarıyı yakalarız? Başarısızlığı nasıl yorumlarsak öğrenilmiş çaresizlik yaşamaktan kendimizi koruyabiliriz? Bunları inceleyelim şimdide…

 

               Bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır demiş atalarımız.
               Başarısız olmamız değil de, başarısızlığı yüklediğimiz anlam önemlidir. Başarısızlığımıza yüklediğimiz anlam bir sonraki başarısızlığımızda neler yapacağımızı gösterir.

 
               Yazarın başarısızlığı yorumlama biçimleri üzerine yaptığı araştırmalara ve yorumlarına göz atalım..

               Hayatta bir insanın başına gelebilecek çeşitli başarısızlık örnekleri düşünün. Latin danslarına gittiniz ama gösterilen hiçbir hareketi yapamadınız! Halı saha maçında çok güzel bir gol pozisyonu kaçırdınız! Çok çalışmanıza rağmen matematikten sınıfta kaldınız! İş mülakatında kendinizle ilgili bir soruya çok aptalca bir cevap verdiniz! Sizi istemeye gelenlerin üzerine kahve döktünüz! Milletvekili yeminini ederken 18 kere okuduklarınızı karıştırdınız!

               Büyük bir çuvallamadan sonra yaptığımız ilk iş ona bir açıklama getirmektir. Bu açıklamaları önce kendinize yapar, sonra kabul edilebilir olanlarını başkalarına da söyleriz! Ne gibi açıklamalardır bunlar?

 
1. Ben aptalın tekiyim.
2. O gün çok şansızdım.
3. Başkaları bana tuzak kurduğu için olmadı.
4. Başka işlerde iyiyim ama bu işten anlamıyorum.
5. Özenmedim, olmadı.
6. Bir anlık dikkatsizliğime geldi.
7. Eğitimini almadan yaptım olmadı.

 
               Bu açıklamaların oluşturulma biçimi, öğrenilmiş çaresizlik kavramını bulan Martin Seligman ve arkadaşları tarafından çeşitli kriterlerle analiz edilmiştir. Bu kriterleri temek alarak, yaşadığımız bir başarısızlığı 4 soruyla yorumlayabiliriz.

 
1. Süreklilik: Geçici mi, kalıcı mı?
2. Kişisellik: Bireysel mi, evrensel mi?
3. Kapsam: Lokal mi, global mi?
4. Kaynak: İçsel mi, dışsal mı?

               Bu dört soruyu yazar şu şekilde yorumlamış;

 

Süreklilik: Geçici mi, Kalıcı mı?
               Başımıza gelen başarısızlığı yorumlarken birinci önemli nokta, bu durumun geçici mi, yoksa kalıcı mı olduğunu düşündüğümüzdür.  Kendimize sorarız: “Her zaman mı yapamam, yoksa defalık mı yapamadım?”
               Araştırma bulgularıma göre, kişi başarısızlığını ya da engellenmişliğini geçici olarak görüyorsa, kalıcı olarak görenlere göre daha az olumsuz etkilenmektedir. “ bu defa yapamadım ama geçmişte yapmıştım, gelecekte daha iyisini yapabilirim,” demek doğrudur. Bir atış basket olmadıysa, “Bu atışta anlık psikolojim nedeniyle başarısız oldum, bir sonraki denememde yaparım,” diye düşünmek kişiyi öğrenilmiş çaresizlikten korur. “Ben hep kötü basket atarım zaten ise öğrenilmiş çaresizliğe kesilmiş biletir. Depresyona yatkın kişiler, başarısızlığın sürekli olduğunu düşünürler.

 

Kişisellik: Bireysel mi, Evrensel mi?

               İkinci önemli nokta, başarısız olduğumuz işi sadece kendimizin mi yoksa herkesin mi yapamadığıdır. Bir işte başarısız olunca hemen kendimize sorarız: “Bunu sadece ben mi başaramıyorum, yoksa herkes mi yapamıyor?”
               Araştırma sonuçlarına göre, kişi eğer başarısız olduğu şeyi sadece kendisinin başaramadığını düşünüyorsa özgüvenini kaybedip derin bunalıma girebiliyorken, başkalarının da yapamadığını gördüğünde kendisine olan saygısını koruyabilmektedir. Herkesi kaldığı bir matematik sınavında kalan üzülse kendini aşağılanmış hissetmez.
               Öğrenilmiş çaresizlik araştırmacılarına göre, çocuğu kanser olan bir baba onu iyileştirmek için her yolu dener ama sonunda çocuğu iyileşmez ve ölür. Bu baba üzülür ama özsaygısını kaybetmez, çünkü kansere kimse çare bulamamıştır. Bu tür çaresizliklere evrensel çaresizlik denmektedir. Hiç kimsenin yapamadığı bir şeyi başaramamış olmak evrensel çaresizlik halidir ve insanın özgüvenine olumsuz etkisi daha düşüktür. Başka insanların yapamadığını yapamamış olmak kişisel çaresizlik ve insanın kendisine olan saygısını ve özgüvenini kaybetmesine, depresyona girmesine neden olur. ‘Evde kalmak’ neden kötüdür? Başkaları evlenemediği için!

Kapsam: Lokal mi, Global mi?

               Başarısızlığı yorumlamada üçüncü önemli nokta, sadece bir noktada mı yoksa her alanda mı başarısız olduğumuzu düşündüğümüzdür. Bir işte başarısız olunca kendimize sorarız: “Sadece bu işte/durumda mı başarısızım, yoksa her işte mi başarısızım?”
               Başarısız olunan durumun ne kadar ‘genellendiği’ çok önemlidir. İnsanlar başarısızlıklarını çok büyütüp gözlerini başarıdan korkutabilirler. Attığınız top basket olmadıysa, bu başarısızlığınızı nasıl yorumlayabilirsiniz? Küçükten büyüğe doğru abartılı yorumlama şekiller;
                “Bu atışım kötüydü”, “Bugün iyi oynayamıyorum”, “Basketbolda iyi değilim”, “Hayatta hiçbir şeyde iyi değilim”, “Ben aslında aptalın biriyim”, “Ben bu dünyada fazlalık biriyim”. Bir durumda başarısız oldunuz diye onu genelleyip başarısızlığı, kaybeden olmayı bir kimlik olarak benimserseniz bu kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşebilir.

Kaynak: İçsel mi, Dışsal mı?

               Başımıza gelen bir başarısızlığı yorumlamada dördüncü önemli kriter, başarısızlığın kaynağını içimizde mi yoksa dışımızda mı aradığımızdır. Başarısızlık halinde hemen düşünmeye başlarız: “İçten kaynaklanan(elimde olan) nedenlerden dolayı mı yoksa dıştan kaynaklanan (erlimde olmayan) nedenlerden dolayı mı başarısız oldum?”
               Şans, sonucu etkileyen ama kontrolü bizde olmaya bir dış faktördür. Çalışma ise sonucu etkileyene be kontrolü bizde olan bir iç nedendir. Dış faktörler kendi ellerimizde değildir ama iç faktörler kendi ellerimizdedir. Başarısız olduğumuz bir durumu yoksa kendimize ya da başkalarına açıklarken iç nedenlere mi yoksa dış nedenlere mi bağlandığımız çok önemlidir.

 

Mesela attığınız top basket olmasıysa önünüzde iki şık var:
1. “Top girmedi,” diyerek (şanssızlık) diyerek dış faktörleri suçlayabilirsiniz.
2. “Ben atamadım” diyerek (yeteneksizlik) kendinize bağlayabilirsiniz.
               Bazı insanlar her başarısızlıkta dış faktörleri suçlar. En büyük rakiplerine yenilince, ‘saha çamurluydu’, ‘hakem kötüydü’, ‘rüzgar karşıdan esiyordu’ edebiyatı yapan takımlar bu gruba örnektir. Böyle düşünenler kendi yeteneksizliklerini göremediklerinden kendilerini de geliştiremezler.
               İkinci bir grup ise her olumsuz sonuçta kendini suçlar. Dikkat edin, “Kendi sorumluluğunu görür,” demiyorum, kendisini suçlar. “Ben aptalım,” der. “Bizim takımdan bir şey olmaz,” der. Böyle düşünenlerde her başarısızlıktan ders alıp onu başarıya çeviremez.

 

İdeal durum nedir?

               Başkalarını da kendini suçlamadan, sonucun nasıl ortaya çıktığını akılla analiz etmek ve bir sonraki teşebbüste başarısız olmamak için neler yapmak gerektiğini konuşarak işe başlamak gerekir. Sürekli çevrenizi suçlamanız kişisel eksiklilerinizi ve başınıza gelene katkınızı görmenizi engeller. ‘Dış güçleri’ suçlayarak başarısızlıklarınızı kendinizden bile gizleyebilirsiniz ama bu sizi başarılı yapmaz! Şunu unutmayın, başkasını iyi suçlayabildiğiniz ölçüde hızlı yükselebileceğiniz bir tek meslek vardır: Ana muhalefet partisi liderliği!

               Bir olaya bakış açısı o olayın sonucunu tamamen değiştirebilir. Ya da dıştan gözlem yapan birisi isek olaya bakış açımızla o olayı ve olayı gerçekleştiren kişilerin durumlarını değiştirebiliriz.

 
               Yazarın konulara verdiği bence çok basit şeyler insanların duygusal yönden, maddi değil manevi yönden öğrendiği birçok çaresizlik var ve bunların onarımı görünenler, maddi olanlardan daha zor. Tabiî ki bu basit örneği genişleterek ve büyüterek kendi bakış açımızla kendimize göre veya etrafımızdaki kişilere göre değerlendirebiliriz.

 
               Unutmamalıyız ki bir insanın yapamayacağı hiçbir şey yoktur yeter ki istesin!…

 

 
Vesselam

 

 

03.05.2009 / Zeynep

 

 

Konuya İlgili Diğer Başlıklar;

1 Yorum Yapılmış

Yorum Yap