nereye-kadar Elimize bir iğne batsa yüreğimiz orada atar ya sanki…
Annemiz salata yaparken parmağı çizilse bizimde parmağımızda çizilmiş hissederiz ya hani…
Kardeşimiz düşse dizi yarılsa içimiz ‘cız’ ederde, bir yandan telkin edip pansuman yapmaya çalışırken diğer yanımız kopup gitmiştir sanki yerinden hani…
En yakın dostumuz trafik kazası geçirse, ya da vefat etse bir ay belki bir yıl toparlanamayız, uykular haram olur ya…
Çocuğumuzun ağlama sesinde parçalanır içimiz, bağırsaklarının atamadığı gazı çıkartmasına yardımcı olmak için gecemizi gündüzümüze katar, çaresizlikten harap ederiz kendimizi…

..
.
Peki kan bağımıdır bizi bu kadar etkileyen?
O zaman dost edindiklerimize neden sızlar içimiz bu kadar?
Bize kardeş kılınanlar için üzülüyor muyuz, kendimize kardeş seçtiklerimize üzüldüğümüz kadar?
Yoksa hislerimizi mi aldırdık, duygularımıza botoks mu yaptırdık?
Ya da bize ırak olanlar gönlümüze de mi ırak?
Uzaklıkları ve yakınlıkları belirleyen ne?
Neye hasretle yanıyor yüreğimiz?
Neye hasretimiz?
Kime vuslatımız?
Müslüman kimliğine doğuştan bürünmüş oluşumuz mu bizi rahat kılan?
Uğraşmadan önümüze serilen değerler mi?
Parmağımızı bile oynatmadan bize verildiği için mi imanımız?
Neden?! Niçin?! Bu kadar gamsız, vefasız, duygusuz oluşumuz?
Hiç telaşa kapıldın mı ağlayan bir çocuğu susturmak için telaşlandığın kadar Gazze de ki, Filistin de ki ve diğer , diğer, diğer Din KARDEŞin için?
Hiç sokak kedilerine verilen değer kadar değer verildi mi Din Kardeşlerimize?
Dilimize mühür, elimize kelepçe, ayağımıza prangalar mı bağlandı da yapacak bir şeyim yok diyebiliyoruz?
Yoksa bir tek benle olmaz mı diyoruz? Halbuki bilmiyor muyuz hep bir kıvılcımla  başlar yangınlar..
Yoksa ONLARa ayıracak vaktimiz, değerimiz, duygumuz, hissimiz, paramız mı yok???
Ver elini dedik de kendimize dost seçtiklerimize, “gel kardeşimize el uzatalım” diye? Biz dedikte el uzatmayanlar mı oldu??
Yoksa demeye mi korkuyoruz? Ayıplanacağız, gülünç duruma düşeceğiz diye..
Acaba ayıplanacaklar kim, gülünç durumda olanlar kim??
Dünya’nın dengesi mi değişti yoksa?
Artık geceler mi gündüz, gündüzler mi gece?
Hak mı haksızlık, haksızlık mı hak?
Adalet mi adaletsizlik, adaletsizlik mi adalet?
Acımak mı acınası olan bir durum, acınası durumda olana acımak mı?
Ağlamaklar mı gülmek, gülmeler mi ağlamak,
Savaşlar barış için mi, atılan barış imzaları savaş için mi?
İyiliğin adı mı oldu kötülük, yoksa kötülük mü iyiliğin adı?
Sevgiler yalan mı oldu, yalancılar sevgiyi mi unutturdu?
Uzayıp giden ayıp listelerimiz mi, yoksa ayıplarımızı örtmek için kullanılan boyalar mı?

..
.
Ağzı olanlar konuşuyor, yüreği yananlar susuyor!
Susmalar nere ye kadar?
Kalemi olanlar yazıyor, yarası olanlar gocunuyor!
Yaralanmalar nereye kadar?
Nereye kadar?
 
 
04.06.2009 / Zeynep…

Yorum Yap