Selamun aleyküm arkadaşlar..
Çaresizlikle nasıl başa çıkacağımızı incelemeye devam ediyoruz. Bir düğümün nasıl atıldığı çözerken daha iyi anlaşılır, bir önceki yazımızın devamı nitelinden olan bu yazıda yazar çaresizliğin yolarını bize tarif ederek bu yollara girmememizi söylüyor..
“Garantili bir şekilde bunalıma girip başarısız olmanın yolları” başlıklı yazıdan alıntı yaparak bu yazıma başlayacağım inşallah..
Bir önceki yazıda kriterleri toplu olarak ele alalım ve ‘garantili bir şekilde başarısız olmak’ için başımıza gelenleri nasıl yorumlamamız gerektiğini belirleyelim. Aşağıda önereceğim yolu kullananlar ‘bonus’ olarak, başkalarını bunalıma sokma imkanı da kazanacaktır! Yorum biçimi bir seçimdir. İster depresyonu seçersiniz, ister motivasyonu.
Garantili bunalım için, istediğiniz sonucu alamadığınız her denemenizde “Ben hiçbir şeyi beceremem zaten,” diye kendinize açıklayabilirsiniz! Böylece başarısızlığı geçici değil kalıcı, dışsal değil içsel, değişebilir değil değişemez nedenlere bağlayarak kendinizi başarıya bloke edebilirsiniz.
Garantili bir şekilde bunalıma girmek için başınıza gelen olayları olumsuz ve moralinizi bozucu bir şekilde yorumlamanız yeterli..
“Ben beceriksizin tekiyim.”, “Zaten yapamayacağım en başından belliydi.” Gibi gibi kendinizi hem kendi gözünüzde hem de çevrenizdeki insanların gözünde küçük duruma düşürerek garantili bir şekilde bunalıma girebilir olmayan çaresizliği kendinize öğretebilirsiniz…
Öğrenilmiş çaresizlik belli bir tarzda düşünmenin sonucudur, bu yüzden ancak düşünme biçimi değiştirilerek ortadan kaldırılabilir. Öğrenilmiş çaresizliği üren düşünme biçimini(paradigma) görmek, ondan kurtulmanın ilk adımıdır.
Geçmişte yaşadığımız olaylardan ötürü kapıldığımız çaresizliklerden kurtulmak için tüm gücümüzü toplayarak o olayları yeniden yorumlayarak çaresizlikler kuyusundan kurtulabiliriz. Şimdi öğrendiğimiz teknikleri “ben yapamam”, “ne yapsam da olmuyor”, “dışıma gülüyorum ama içimdeki sesi susturamıyorum” baskılarına kulak tıkayıp. Çaresizliği berteraf edebiliriz…
Psikolojik bunalımda olan kimseler genel olarak üçe ayırabiliriz.
1. Depresyonda olduğunu kabul edip, kabuğuna çekilenler ve o kabukla yaşamaya and içmişçesine çıkma çabasında da bulunmayanlar.
2. Depresyonda olup da bunalımda olduğunu kabul etmeyip günden güne eriyenler. İçlerinden kendilerini kemirip bitiren ama dışarı yansıtmamaya çalışanlar.
3. Depresyonda olmadığı halde etrafındakilerin ilgisini çekmek için depresyondaymış gibi görünenler.
Kişinin kalbi yüzüne yansıdığı gibi, içinden konuşmaları da haline yansır. Belki farkında değildir ama etrafına çok itici hallerde bulunabilir. Bu yüzden kendimizi içimizdeki sese çok fazla kaptırmamalıyız.
Peki içimizde olumsuz konuşmaları yönetmek için neler yapmalıyız…
Öğrenilmiş çaresizlik en çok kendi kendimizle konuştuğumuz iç iletişime(iç konuşma) bağlıdır. Her insan kendi kendisiyle konuşur. Bu yolla başına gelenler yorumlar. Mesela, “Kendi kendime dedim ki,” derken bir iç konuşmamızdan alıntı yaparız. Şu anda içinizden, “Ben deli miyim ki, kendi kendime konuşayım,” diyorsanız, üzgünüm ama yakalandınız, işte bu bir iç konuşma! Şimdide içinizden” Güzel espriydi,” dediyseniz buda bir iç konuşma! “Bakalım bunu nereye kadar uzatabilecek?” diye diye düşündüyseniz buda bi iç konuşma! Şu anda iç konuşma yoluyla düşünüyor, size yaptığım ‘akıl okuma’ şakasını yorumluyorum.
Sokrat, “Düşünmek, ruhun kendi kendisiyle konuşmasıdır,” der. İç konuşmalarımızla kendimizi motive edip güçlenebileceğimiz gibi, zihnimizde çaresizliğin örümcek ağlarını da örebiliriz. Araştırmalara göre aklımızdan günde ortalama 60.000 ile 80.000 arasında düşünceler geçmektedir. Başka bir araştırmada iç konuşmalarımızın %75’inin kötümser, üzüntü verici, güçsüzleştirici olduğu bulunmuştur. Bunun anlamı, içimizden konuşuruz ama bir derdimiz olduğunda!
Aynı olayları yaşayan kişilerden öğrenilmiş çaresizliğe yatkın olanların hemen olumsuz sonuçlara teslim olduğu, diğer bir grubun ise aynı şartlarda ve aynı sayıda başarısızlığa rağmen direnmeye, denemeye devam ettikleri gözlenmiştir. Farklı oluşturan iç konuşmalardır. Peki iç konuşmalar arasındaki farkı oluşturan faktör nedir? Kişilik, geçmiş deneyimler, anlık psikoloji, beklentiler, vs.
İç konuşmayı yönetmek için birkaç teknik anlatmak istiyorum.
- 1. Bir düşünceyi içinizden beşten fazla tekrarladığınızda beyin onu gerçek olarak algılar. Kendinize kırk kez, “Deliyim,” derseniz, gerçekten delirebilirsiniz! Olumsuz iç konuşmaları kafanızın içinde çok tekrarlamayın. Kendinizle konuşmanıza engel olamıyorsanız gidip başkalarıyla, konuyla ilgisiz şeyler konuşabilirsiniz! Dış konuşma yaptığınızda olumsuz iç konuşma yapamazsınız.
- 2. Bir düşünceyi içinizde çok duygusal bir ses tonuyla söylerseniz, beyin daha az tekrarda daha kolay inanır. “Ben aptalım” ya da “Kesin olmayacak” gibi negatif ve sınırlayıcı düşüncelerinizi ‘buğulu’ bir ses tonuyla içinizden çok sık tekrarlamayın! Bu tür cümlelerinizle gücünüzü bağladığınızın farkında olun. Aptalsanız bırakın bunu başkaları söylesin. Bir karar verin, kimden yanasınız.
İnsanlar içlerinden konuşarak kendilerini kötülediklerinde buna çabucak alışır ve onaylarlar. Ama dışarıdan birisi dediğinde kendilerini müdafaya geçerler….- 3. İç konuşma yaparken bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma yanlışına çok düşülür. Arkadaşımız randevumuza biraz geç gelince, onu beklerken hemen bunu niye yaptığına dair iç konuşmaya başlarız. Cep telefonu kapalıdır, niye geciktiği hakkında bilgimiz yoktur ama niye gelmediğine dair fikir üretmende çok cesur davranırız. Bizi önemsememesine bağlarız oysa kaza geçirmiştir ya da tersine kaza geçirdi sanırız; önemsemediği için gelmemiştir. Zihnimizde kendi kendimize varsayımlar kurar, kendi kendimize inanırız. Kendi akıl oyunlarımıza kanarız. Başımıza geleni içimizde olana göre yorumlarız. Bilgi sahibi değilseniz, fikir üretmeye çalışıp aklınızı boşuna yormayın. Uğur Mumcu’nun deyişiyle, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın.”
İçimizdeki çaresizlik çemberi nasıl çalışır?
Öğrenilmiş çaresizliğin ‘içimizdeki mekanizması’ nasıl çalışır?
Önce başımıza bir olay gelir. Bu olayın içinde aşamadığımız bazı olaylarla karşılaşırız. Böyle bir durumda hemen içimizden konuşarak olayı yorumlamaya başlarız. Kendimize, “Ne yaparsam yapayım bunların üstesinden gelemeyeceğim,” gibi şeyler söyleriz. Bu iç konuşma bize çaresizlik, üzüntü, bitkinlik gibi duygusal durumlar oluşturur. Bu duygusal durumdan doğan davranış ise eylemsizliktir.
Olaylara verdiğiniz anlam her şeydir. Başımıza gelen olayı biz seçemeyiz ama olayları yorumlama şeklini biz seçebiliriz. Kaderimizi kontrol altında tutabilme noktamız burasıdır. Evrenin bizim üzerimizdeki etkisini buradan seçebiliriz. Özgür irademiz ve seçimlerimiz bu noktada kendini gösterir. Algılarımızın pasaport kontrol noktası burasıdır.
En basit ve genel örnek olarak, dünyaya gönderilmeyi, insan olmayı ve Müslüman olmayı seçmediğimiz gibi başımıza gelen olayları da seçebilme yetkimiz yok ama başımıza gelen olayları yönetebilme irademiz var. Allahın vermiş olduğu cüz’İ irade ile…
Vesselam
Konuya İlgili Diğer Başlıklar;
- Kişisel Gelişim Ne Zamandan Beri Var?
- Öğrenilmiş Çaresizlik Sendromu…
- Çaresizlik Nasıl Öğrenilir?
- Böyle Gelmiş, Böyle Gider!
- ´Öğrenilmiş´ Çaresizliğe Karşı, ´Öğretilmiş´Çaresizlik…
- `Gizli Öğrenme´Yoluyla Edinilmiş Çaresizlik
- `Öğrenilmiş Çaresizlik´ve Kamyon Arkası Yazıları…
- Hayatımız Öğrenilmiş Çaresizlikler Antolojisi…
- Öğrenilmiş Çaresizlik Psikolojisi İçerisinde Uzun Süre Yaşayan İnsanların Ortak Davranışları
- Öğrenilmiş Çaresizlikten Korunma Biçimleri
- Öğrenilmiş Çaresizlikten Kurtulmak: Başa Çıkmak İçin Neler Yapmalı?
- Öğrenilmiş Çaresizlik, Başarızılığı Yorumlama Biçiminden Doğar…
