<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gerekli Şeyler... &#187; insan</title>
	<atom:link href="http://www.gerekli.org/etiket/insan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.gerekli.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 Jun 2010 09:56:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>İnsanın Yaratılması&#8230;</title>
		<link>http://www.gerekli.org/insanin-yaratilmasi/</link>
		<comments>http://www.gerekli.org/insanin-yaratilmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2009 15:46:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zeynep'den...]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın Yaratılış Evreleri]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın Yaratılış Evreleri ve İnsan Toprak İlişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın Yaratılması]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış ve Evreleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gerekli.org/?p=789</guid>
		<description><![CDATA[Selamun aleyküm arkadaşlar.. Bu yazımda insanın yaratılış evrelerinden ve insanla toprak arasından benzerliklerden bahsedeceğim inşallah. Öncelikle Allah teala’nın insanı yaratmayı murad etmesi ve yaradılış öncesi olaylardan behsedelim.. İnsanın Yaratılması Kainatın hâlıkı ve mâliki olan Allah Teâlâ, kendi varlığının bilinmesi için “insan”ı yaratmayı murad etti. Daha önce sadece ibabet etmeleri için yarattığı meleklerine isteğini şöyle açıkladı: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.gerekli.org/wp-content/uploads/2009/09/insanin-yaratilmasi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-790" title="insanin-yaratilmasi" src="http://www.gerekli.org/wp-content/uploads/2009/09/insanin-yaratilmasi-150x150.jpg" alt="insanin-yaratilmasi" width="150" height="150" /></a>Selamun aleyküm arkadaşlar..<br />
Bu yazımda insanın yaratılış evrelerinden ve insanla toprak arasından benzerliklerden bahsedeceğim inşallah. Öncelikle Allah teala’nın insanı yaratmayı murad etmesi ve yaradılış öncesi olaylardan behsedelim..<br />
İnsanın Yaratılması<br />
Kainatın hâlıkı ve mâliki olan Allah Teâlâ, kendi varlığının bilinmesi için “insan”ı yaratmayı murad etti. Daha önce sadece ibabet etmeleri için yarattığı meleklerine isteğini şöyle açıkladı:<br />
<em><strong> “Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.”</strong></em>  (Bakara / 30)</p>
<p><span id="more-789"></span><br />
Allah’ın bu buyruğu karşısında melekler  tevbe ettiler :<br />
<em><strong>“Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.”</strong></em> (Bakara / 32)</p>
<blockquote><p>Halife: Allahın iradesini yeryüzünde temsil eden demektir.<br />
İnsan: İlahi bir san’at harikası olduğu için hem zahiri, hem de batını ile halifedir.</p></blockquote>
<p>Meleklerin böyle tedirgin olmalarının sebebi daha önce yaratılıp yeryüzüne gönderilen cinlerin fitne ve fesad çıkarıp kan dökmeleri üzerine Allah’ın meleklerden bir ordu yollayıp onları helak etmesidir.<br />
Allah Teala bu isteğini yerine getireceği zaman toprağa:<br />
“Ben, senin toprağından kendime halife yaratacağım. Onlardan bana itaat edenler ve isyanda bulunanlar olacaktır. Bana itaar edein kimseyi cennete; isyan eden kimseyide cehenneme sokacağım.” Diye ilham etti. <br />
Allah yeryüzünün ayrı ayrı yerlerinden bir avuç toprak almakla görevlendirilen dört meleği: Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail (a.s) yeryüzüne gönderdi.<br />
Melekleri bu emri yerine getirmek için yeryüzüne indiklerinde, yer;<br />
“Bu alacağınız topraktan insan yaratılacak ve o, Allah’a asi olacak; bu yüzden cehenneme girecek. Neticede benim bir parçam cehennemde yanacak!..” diyerek toprağını vermek istemedi.<br />
Bunun üzerine Cebrail, Mikail ve İsrafil (a.s) yeryüzünden bir şey alamadan Rablerinin katına döndüler.<br />
“Ya Rabbi, yer sana sığındı. Cehennemde yanmak üzere toprağını vermekten çekindi. Bizde kendisini zorlamayı uygun görmedik!” dediler.<br />
Ancak Azrail (a.s) yeryüzünün bu sığınmasına:<br />
 “Ben de Allah’ın emrini yerine getirmemiş olarak katına çıkmaktan O’na sığınırım.” Dedi ve yeryüzünü muhtelif yerlerinden çeşitli renklerde(kırmızı, sarı, siyah) topraklar aldı. Sonra bunları karıştırarak Allah teala’ya arzetti. (Azrail (a.s.) bu kararlılığından dolayı O’na ruhları kabzetme vazifesi verildi. [1]<br />
Buradan cemadat olarak bildiğimiz varlıkların bile kendilerine ait sorumluluklarının ağırlığını fark edebilecek bir şuura sahip olduklarını görüyoruz.<br />
Nitekim Peygamber efendimiz (sav) bir defasından beraberinde Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömer ve Hz. Ali (r.a) ile birlikte Uhud dağına çıkmışlardı. Uhud sallanmaya başladı. Rasulullah efendimizde:<br />
<em>“Sakin ol ey Uhud! Üzerinde bir nebi, bir sıdık ve iki şehid var!”</em> buyurdu. ( Tirmizi, Menakıb, 18/ 3703)<br />
Öyle ki cemadat, nebatat ve hayvanatın her biri kendi dillerinden Rab’lerini hamd ile tesbih etmektedirler. Bu hususta  İsra suresi  44. Ayeti kerime de Allah Teala şöyle buyurmuştur:<br />
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey O’nu tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız! O, Halim’dir, Gafur’dur.”<br />
Allah Teala murad etmediği sürece hiçbir şey olmaz O murad eder ve her şey gerçekleşir. Biz insanların ibret alması için Meleklerin Allah’a soru sormalarının da hikmetleri vardır. Bunları kısaca dört başlık altında inceleye biliriz.</p>
<ol>
<li> Melekler, insanın yaratılış hikmetinin ne olduğunu öğrenmek istemişlerdir. Yoksa bunu îtiraz olsun diye veya Hazret-i Âdem’e hasetlerinden dolayı yapmamışlardır. Zîrâ nassların bildirdiğine göre meleklerde Allâh’a isyan ve îtiraz etme vasfı, haset ve kin gibi kötü huylar bulunmaz.</li>
<li>Meleklerin, insanın yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökeceğini levh-i mahfuzdan öğrenmiş olabilecekleri ihtimâli bulunmaktadır. Bu yüzden böyle bir suâl sormuş olabilirler. Nitekim bâzı kelâm âlimleri, meleklerin levh-i mahfûzu görüp okuyabildiklerini söylemişlerdir.27</li>
<li> Hak Teâlâ daha önce bu durumu onlara bildirdiği için böyle bir suâl sormuş da olabilirler.</li>
<li>Bir başka görüşe göre de melekler, cinlerin bozgunculuk ve fesad çıkardıklarını daha önceden bildikleri için bu suâli sormuşlardır.</li>
</ol>
<p><strong>Yaratılış ve Evreleri</strong><br />
Allah Teala insanı çamurdan yarattığını şu ayeti kerimle ile müjdelemiştir.<br />
<em><strong>“Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona &#8220;Ol!&#8221;</strong></em> dedi ve oluverdi.” (Al-i İmran / 59)<br />
<strong><em>“Görmedin mi Allah gökten su indirdi. Onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık. Dağlardan (geçen) beyaz, kırmızı, degişik renklerde ve simsiyah yollar (yaptık).İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak alimler, Allah&#8217;tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.”</em></strong>  ( Fatır / 27-28 )<br />
Bu hususta Peygamber efendimiz (sav)’de şöyle buyurmuşlardır:<br />
<em>“Allâh Teâlâ, Âdem’i yeryüzünün her tarafından aldığı bir tutam topraktan yaratmıştır. Bu sebeple Âdemoğullarının, o topraklara izâfeten bir kısmı kırmızı, bir kısmı beyaz ve siyah, bir kısmı da bu renklerin karışımındaki bir renkte; bir kısmı yumuşak, bir kısmı sert, bir kısmı iyi huylu, bir kısmı kötü huylu olarak (yâni muhtelif istîdâd, husûsiyet ve karakterde) dünyâya gelmiştir.”</em>  (Ebû Dâvud, Sünnet, 16)<br />
<em>Allah Teala bir kudsi hadisle; “Allâh, Âdem’in hilkat toprağını kırk gün eliyle yoğurmuştur.”</em> (Taberî, Tefsir, III, 306) buyurmuşlardır. Burada belirtilen günlerin keyfiyeti bizlerce meçhuldür. Yani bizim idrak edebileceğimiz şekilde somut örneklerle dile getirilmiştir.<br />
Yine mecazi anlamda bizim aklımızla idrak edebileceğimiz şekilde insanın yaratılışı şu şekilde anlatılmıştır.<br />
Ademin yaratıldığı çamur kırk sene kendi haline bırakıldı. Kalıp olarak pişti. Üzerine otuz dokuz sene hüzün yağmuru, bir sene sürur yağmuru yağdı. Bunun için ademoğlunun hüznü, sürurundan daha çoktur. Hikmet ehli kimseler “İşte dünya! Şayet bir gün güldürecek olsa, günlerce ağlatır.”<br />
Burada bahsedilen  yağmur maddi değil manevi bir tecellidir. Mecazen yağmur olarak bildirilmiştir.<br />
Her hüzünden sonra  mutlaka sürür gelir bunu bir çok örneği yaşanmıştır ve hayatımızda da yaşamaktayız. Bu konuyla ilgili benim en çok hoşuma giden ifade de:<br />
<em>“Her taiften sonra bir miraç vardır.”</em>ifadesi.  Peygamber efendimizin taifte ve taif öncesi ilk eşi Hz. Hatice’nin vefatı ve amcası Ebu Talibin vefatıyla üzülüp Taife gitmesiyle orada da taif halkı tarafından taşlanmasıyla yaşadığı büyük hüzün karşısından gösterdiği sabır ve teslimiyet karşısında yaşadığı miraç hadisesidir.<br />
İnşirah suresi  5. Ve 6. Ayeti kerimelerde:<br />
<strong><em>“ Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten bu zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.”</em></strong><br />
Buyurmuşlardır. Ayette bir zorluk ve karşılıdan verilen bir kolaylıktan ve yine aynı zorluk karşısında bir kolaylık daha verileceğinden bahsedilmektedir. Bu da başımıza gelen hüzünler, musibet ve imtihanlar karşısında göstermiş olduğumuz teslimiyet ve sabrın derecesine mukabil hem dünyada hem de ahirette göreceğimiz kolaylıktır. Muhakkaki dünya, çeşitli çilelerle dolu bir imtihan mekanıdır. Bakara süresi 155-157. Ayeti kerimelerde Allah Teala bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:<br />
“And olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz noksanlaştırma (fakirlik) ile imtihân ederiz. (Ey Rasûlüm!) Sabredenleri müjdele! O sabredenler ki, kendilerine bir belâ geldiği zaman: «Biz Allâh’a âidiz ve biz, elbette O’na döneceğiz!» derler. İşte Rablerinden mağfiret ve rahmet hep onlaradır. Ve hidâyete erenler de yalnız onlardır.”<br />
Cemadat ve nebatat bile umumi bir sabırdan sonra olgunlaşır. Baharın gelmesi, toprağın kış mevsiminde çektiği çileden sonradır. İnsan da çile ve sabırla olgunlaşır. Kamil insan haline gelir.<br />
Yaratılış evrelerini şu ayeti kerimelerle anlatabiliriz;<br />
<strong><em>“…(Allâh) Âdem’i topraktan yarattı, sonra ona «ol» dedi, o da hemen oluverdi.”</em></strong> (Âl-i İmran, 59)</p>
<p>İnsan topraktan yaratıldığı için toprağın hususiyetlerini üzerinde barındırmaktadır. Toprak killi, kumlu, sert ve yumuşak olduğu gibi insanlarda da tabiat gereği huy olarak farklılıklar vardır. Kimyada elementleri benzeri olan elemenler çözer örnek verirsek toprağa atılan bir plastik parçasının toprakta çözülmesi için yaklaşık 2 bin yıl geçmesi gerekmektedir. İnsan ise topraktan yaratıldığı için 2-3 sene içerisinden toprakta  çözülür. Ve toprakta bulunan bir çok madde insan vücudunda da vardır ve eksiklikleri durumda sağlıkları bozulur. Hatta öyleki insanın vücudunda taş ve solucan bile oluşur. Topraktan yaratılan bir varlık toprakta bulunan varlıklar, elementler ve maddeleri içermesi gayet doğaldır.<br />
Toprak çiynenir, üzerine basılır ve her türlü çöp atılır ama toprak hiçbir zaman kendisine bunları yapana karşı çıkmaz ve yol selametliği verir insanların bir yerden bir yere ulaşmasında yardımcı olduğu gibi binalar inşa etmelerinde de yapı taşıdır. İşte bu yüzden insanda da tevazu ve alçak gönüllülük gibi vasıflar bulunmaktadır ve toprağın hareketsizliğinden dolayı da insan da atalet ve tembellik gibi vasıflarda vardır. Toprağın üzerine atılan pislikleri örttüğü gibi insanında kendisine söylenen kötü sözleri örtmeli, gözleriyle gördüğü ayıbı kapatmalıdır.<br />
İnsan topraktan geldi,  topraktan beslenir ve toprağın üzerinde yaşar ve yine yaratıldığı yerde fena olacaktır.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Toprak mütevazdir:</strong></span> Herkesin pisliklerini içine(sinesine) çeker. Hiç toprağa attığınız bir şeyin çöp veya tohum geri püskürttüğünü gördünüz mü? Hata çöplük bile olsa onu işler içinde sindirir ve tekrar bize petrol olarak sunar attığımız tohumu sabırla işler ve meyve ağacı olarak sunar. İnsanda toprak gibi kendisine atılan veya verilen veya gördüğü kötülükleri, yanlış ve hataları, hatalı kimseleri geri çevirmemeleri onlara doğruyu güzeli  öğretip insanlığa kazandırmalıdır. Çocuklarda bulunan İslam tohumunun yeşermesine katkıda bulunmalıdır.<br />
“Paspas olmadan baş tacı olunmaz demiş büyüklerimiz.”<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">Toprak cömerttir.</span></strong> Yazın sıcaktan kurur, kısın soğuktan çatlar ama bahar geldiğinde çektiği çileleri unutur ve yeniden yeşerir çiçek açar meyvelerini verir. Defalarca çektiği bu çileler ve sıkıntı karşısında hiç bir zaman bıkmamıştır.<br />
Öyle topraklar vardır ki insanı üzerin de yürüdükçe yürüyesi gelir verdiği güzel kokusu ve bin bir çeşit ikrama doyulmaz. Fakat öyle topraklarda vardır ki balçıktır, yanına bile yaklaşılmaz, üzerinde yürünmez yürümeyi deneyenin ya üzerini pisletir yada senide o pisliğin içerisine çeker alır. Üzerinde çiçek bitmez sineklerden başkası uğramaz.<br />
İşte insanda böyledir. Öyle insanlar vardır ki. Herkes etrafında pervanedir bilgisinden, anlattıklarından hal ve hareketlerinden faydalanmak güzel şeyler öğrenmek isterler. Öyle insanlarda vardır ki balçık gibidirler. Etraflarına yaydıkları kötülüklerin, çirkinliklerin, fitne ve fesadın haddi hesabı yoktur. Yaptığının kendisine zararı olduğu gibi etrafındakilere zararı olur, şeytan gibi etrafındakilerin sağından yaklaşarak fark ettirmeden onları da batağın içine çeker.<br />
Sıcaktan kuruyan toprağın bir damla suya ihtiyacı olduğu gibi, insanın ruhu da bir damla rahmet suyuna ihtiyaç duyar.</p>
<p><strong><em>“Allâh yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratmış ve insanı yaratmaya da çamurdan başlamıştır.”</em></strong> (es-Secde, 7)<br />
Topraktan sonra Allah Teala insanın yaratırken suyuda kullanmıştır ki insanın vücudunun %66’nı sudur. İnsan topraktan yaratıldığı  için toprağı özelliklerini aldığı kadar suyun da bir çok özelliğini almıştır. “çamur” evresinde suda devreye giriyor.  Su; temiz ve temizleyici bir özelliğie sahiptir. Temizliği ve saflığı temsil eder. Peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır;<em> “ Temiz ve temizleyici olan iki şey vardır bunlardan biri su diğeri de Müslüman insandır.”</em> İnsanda su gibi temiz ve temizleyici olup, temiz ve saf bir kalbe sahip olmalıdır. Bu açıdan su insanda iffeti, namusu ve maddi –manevi temizlik duygularını temsil eder. Ayrıca bulunduğu  kabın şeklini alan su bulunduğu ortama göre buz olur, bulunduğu ortamın kokusu üzerine siner. Bu açıdan da insanın kalbi bulunduğu her ortama hemen uyum sağlar. Her yöne meyilli olan kalp kişi istemese de fark etmeden meyyal eder. Yine yaşam şartlarına göre buz olan su gibi gaddar ve vurdum duymaz olabilir.</p>
<p><strong><em>“…Şüphesiz Biz onları (Âdem ve neslini) yapışkan bir çamurdan yarattık.”</em></strong> (es-Sâffât, 11)<br />
Yapışkan olmak, kopmamak; insanın sadakat duygusunu ve bağlılığını gösterir. İnsanın bir isteğinde inat etmesi ondan vazgeçmemesi ve müdafaa ve fikirlerin de ısrarcı olması da bu safha neticesindedir. Ayrıca bu açıdan da insan dik kafalılık ve asilik vardır. Dediğim dediktir. İstediği bir şeyi kazanana kadar inat eder. Bu yüzden insan istedikten sonra başaramayacağı hiçbir şey yoktur diyebiliriz.</p>
<p><strong><em>“And olsun Biz insanı, (havada) kurumuş bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.”</em></strong> (el-Hicr, 26)<br />
Bu sefer devreye hava da giriyor. Ayeti kerimeden “havada kurumuş çamur” safhasında “hava” insanın çamuruna hareketlilik getirmiştir. İnsan tabiatındaki istikrarsızlık, döneklik, ahde vefasızlık ve yıkıcılık vasıfları bu safhanın neticesidir.</p>
<p><strong><em>“Hani, Rabbin meleklere demişti ki: «Ben (havada) kurumuş bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan bir insan yaratacağım.»”</em></strong> (el-Hicr, 28)<br />
“<span style="text-decoration: underline;">şekillenmiş balçık</span>” bu safhayla da insanın terbiye edilmesine, öğrenmesine  ve öğretmesine işaret eder. İnsan terbiyeye muhtaçtır. Terbiyede insanda bulunan hasletlerin, özelliklerin edep ve adap kalıbına girmesidir. İnsanın kendisine verilmiş olan özelliklerini aklıyla doğru bir istikamette kullanmasıdır.</p>
<p><em><strong>“Allâh, insanı, ateşte pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.”</strong></em> (er-Rahmân, 14)<br />
Bu safhada da “ateş” devreye girmektedir. İnsanın kibir, gurur, kıskançlık, hased, karşı gelme, kuralları çiyneme ve aldatma gibi özellikleri de bu safhanın neticesindedir.ayrıca ateş olgunluğunda bir işaretidir. Başına gelen olaylar kaşısın da pişmek ve olgun bir mertebeye ulaşmaktır.<br />
<strong>“Hamdım, piştim, yandım”</strong> der Hz. mevlana<br />
Donarakta şekil alabilirdik ama Allah Teala pişirerek şekil vermiştir. Yaşadığımız olaylar karşısından onları doğru bir istikamette kullanarak yanmamız yani olgunlaşmamız gerekmektedir.<br />
Müminun süresi 12-14 ayeti kerimelerinde insanlığın Adem (a.s)’den sonra ki yaratılışı şu şekilde özetlenmiştir.<br />
<strong><em>“And olsun Biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta (ana rahminde) bir nutfe hâline getirdik. Sonra o nutfeyi, bir aleka (yapışkan ve döllenmiş yumurta) yaptık. Peşinden, o alekayı bir mudğa  (bir çiğnem et) hâline getirdik; peşinden bu bir çiğnem eti, kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla (insan olarak) meydana getirdik. İşte yaratanların en güzeli olan Allâh pek yücedir.”</em></strong><br />
Adem (as) görüntü itibariyle göze hoş görünmeyen bir şeyden yaratılmış ve ademoğulları da görünüş itibariyle tiksindirici bir şeyden “<strong>çiynenmiş etten</strong>” yaratılmıştır.<br />
Yani insanın kendisinde olan  hiçbir şeyi beğenmemeli, gururlanıp kibirlenmemelidir. Aksine o iğrenç bir çiynem etten ne kadar harika bir varlık haline getiren Rabbine sonsuz şükür ve tesbih halinde olmalı, nebatatında her an tesbih halinde olduğunu bilmeli ona göre hal ve davranışlarına dikkat etmelidir. Ama insanlar gördüklerine ve duyduklarına değer veriyor. Ona göre hal ve tavır takınıyorlar. Kişilere dış görünüşlerine göre itibar edip ona göre davranıyor, her anını zikirle geçiren bir taşa ayağıyla vurup bir kenarı atıyorlar. Oysaki Allah Teala dünyaya bir kez bile olsa nazar etmemiştir. Buda dünyaya verdiği değeri gösterir, yine insanın bedenini yaratırken de kendinden bir zerre katmamıştır. Ama ruhta Allah’ın bir parçası vardır. Allah daha dünyayı yaratmadan önce insanların ruhlarını yaratmış ve her birine kendinden bir nefes üflemiştir. Allah nezdinde de kıymetli olan insanın bedeni değil ruhudur. Ama Allah Teala ruhları imtihan için beden elbisesini emanet ederek dünyaya göndermiştir. Bizlerinde bunu bilincin de olup verilen emanete en güzel şekil de bakarak imtihanımızı sıratı müstakim, Allahın razı olacağı doğru yol üzerinde geçirmeliyiz.<br />
Dünya hayatı geçicidir, baki(sonsuz) olan ise Ahiret hayatıdır. Ahiret hayatımızın azığını bu dünya hayatındaki imtihanlara  karşı göstermiş oldumuz tepkiler mucibince çoğaltacağız.<br />
Tıp ilmi, insanın yaratılığını yani anne rahminde var oluşunu Allah’ın Kur’an-ı Kerimde müjdelemesinden 1400 sene sonra ispatlayabilmiştir.<br />
Allah her şeyi bilendir ve tüm alemin sahibidir. Neyi nasıl yarattığını insana en güzel şekil de anlatacakta O’dur, çünkü yaratan O’dur.<br />
Kur’an  ve sünnetler dünya hayatını nasıl yaşayacağımızı gösteren kılavuzlardır.<br />
Allah Teala Muhammedi muhabbetle alemi halk etti ve muhabbetinden insanlara nasıl yaşayacaklarını, insanlarda bulunan iyi ve kötü hasletleri söyleyerek doğru yoldan şaşmalarını emretti. Verdiği görevlerin karşılında bile onları sevapla ödüllendirip daha fazla sevap kazanmanın Allah’ın sevgisini kazanmanın yollarını gösterdi.<br />
Allah muhabbeti ile yarattı ve alemleri insanın hizmetine sundu, yazımızda da bahsi geçtiği gibi diğer yaratılan varlıklarında kendilerine ait olanın mükellefiyet bilince olduğunu gördük, ve şu ahir zamanda Akılları olmadığı halde tesbih ettikleri Rablerine karşı en güzel yaratılan Allahın halifesi olarak dünyaya gönderilen insanın Allah’ı tesbih ve tenkitten uzak olmaları nebatat, cemadat ve hayvanatı rahatsız ettiğini ve Rablerini emirleriyle bu gafil yaşayan topluluğu helak etmemek için sabırla beklediklerini düşünüyorum. Bir deniz kenarına gittiğimde dalgalar uzaklardan kabararak geliyor ama kıyıla yaklaştıkça küçülüyor ve sakince kıyıya dokunup geçiyor. Dalgalara baktıkça sanki kıyıya gelene kadar “Rabbim izin ver sana asi gelip emirlerini çiyneyen, hakkı bilip yaşayıp ta batılda olan topluluğun üzerine bineyim onları helak edeyim” dediğini düşünüyorum.  Şimdi sakince izlemede bekliyorlar gafil bir şekil de yaşayan insanlara inat tesbihlerini misli misli çoğaltıyorlar taki o gün gelene kadar&#8230;<br />
Allah Teala melekleri , nebatatı, cemadatı, hayvanatı, cinleri ve insanları yarattı ama içlerinden halifelik görevini insan aldı. Halifelik görevinin insana verilmesiyle diğer varlıklardan ayırılması için ona akıl ile birlikte cüz’i bir irade de verildi.<br />
Bir sonraki yazımda da insanın halifelik görevini alması ve halifeliğin görevlerinden bahsedeceğim inşallah.<br />
Sabırla okuduğunuz için Allah razı olsun, gözlerinize sağlık..</p>
<p> </p>
<p>VesSelam<br />
29.04.2009 / Zeynep&#8230;</p>
<p> <br />
Kaynaklar:<br />
[1] M. Sami Ramazanoğlu, Bakara suresi Tefsiri, s.98-100<br />
<a href="http://www.islamiyol.com">www.islamiyol.com</a><br />
Diyanet işleri bakanlığı Kuranı Kerim meali ve tefsiri</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gerekli.org/insanin-yaratilmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Oda İnsan&#8221; Diyebilme İzzeti&#8230;</title>
		<link>http://www.gerekli.org/oda-insan-diyebilme-izzeti/</link>
		<comments>http://www.gerekli.org/oda-insan-diyebilme-izzeti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2009 22:01:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Zeynep'den...]]></category>
		<category><![CDATA[ahir zaman]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kul]]></category>
		<category><![CDATA[lügatte insan]]></category>
		<category><![CDATA[mohammed]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed ümmeti olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Oda İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[ön yargı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gerekli.org/?p=185</guid>
		<description><![CDATA[Bismillahirrahmanirrahim. Selamun aleyküm arkadaşlar. &#8220;Her şey seninle başlar&#8221; kitabının tahlili yanında haftalık yapmış olduğum ders notlarını da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu dersi yaptığım grubun özelliğinden dolayı daha çok kişilik, müslüman duruşu, müslüman kimdir?, grup dinamiği gibi konulara deyinerek samimi bir sohbet ortamı kurmayı düşünüyorum umarım sizlerde sıkılmadan ve bıkmadan sohbetimize ortak olur değerli yorumlarınızla sohbetimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-193" title="oda-insan-diyebilme-izzeti" src="http://www.gerekli.org/wp-content/uploads/2009/04/oda-insan-diyebilme-izzeti-150x150.gif" alt="oda-insan-diyebilme-izzeti" width="150" height="150" />Bismillahirrahmanirrahim.</p>
<p>Selamun aleyküm arkadaşlar. &#8220;<a href="http://www.gerekli.org/kisisel-gelisim-ne-zamandan-beri-vardi/">Her şey seninle başlar</a>&#8221; kitabının tahlili yanında haftalık yapmış olduğum ders notlarını da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu dersi yaptığım grubun özelliğinden dolayı daha çok kişilik, müslüman duruşu, müslüman kimdir?, grup dinamiği gibi konulara deyinerek samimi bir sohbet ortamı kurmayı düşünüyorum umarım sizlerde sıkılmadan ve bıkmadan sohbetimize ortak olur değerli yorumlarınızla sohbetimize katılırsınız.</p>
<p><strong>Ön Yargı?<br />
</strong>Fıtrat gereği herkeste olan bir huydur. ilk defa tanıştığı kişinin fıtratı gereği belkide ilk başta bi giyim tarzına temizliğine ve kendisi için önem arz eden noktalarına bakar mesela: ayakkabılarının temiz oluşu, giyiminde ki renk uyumu, tırnaklarının temiz ve kesilmiş olması gibi ve ona göre ilk göz puanı verir o kimseye. sokakta yürürken önünde yürüyen düşük bel pantolonlu saçı sakalı birbirine girmiş genç için içinden yorumlar yapa yapa yürür ve bir caminin yanında geçerken o gencin camiye namaz için girmesiyle o aklında kurduğu tüm ön yargı yıkılır. Bildiğimiz üzere içimizden başkası için geçirdiğimiz bir düşünce bile bir gıybettir iyi olsun kötü olsun o kimsenin hoşlamayacağı bir şey ise düşündüğümüz ve konuştuğumuz o sözlerle gıybet etmiş oluruz.(Allah muhafaza)<span id="more-185"></span><br />
Ön yargının birde birbirini tanıyan insanlar da olanı vardır. ve bu camiye giren genç üzerine kurulan ön yargı kurgularının yıkılışından daha büyük etkiler ve yıkıntılar bırakır insan üzerinde. Çok sevdiği tanıdığı bir arkadaşın da beklemediği bir davranışı gördüğünde hayatı yıkılır adeta. hele ki bu beklenmeyen davranışı yapan kimse bir abla, bir hoca veya ilmen veya yaşça büyük biri ise sarsıntının etkisi dahada hissedilir olur. Şu kısa ömrümde ve eğitim dahil 6 senelik eğitmenlik hayatımda çok fazla yıkıntı yaşayan biri olarak bir çok örnek verebilirim ama bunu örneklendirerek o günler ve o olayları hatırlamak istemiyorum açıkçası ve sizlerin yaşamış veya şahit olmuş olduğu örnekleri düşünceye sevk etmek istiyorum sizleri. Tabi bardağa sadece dolu tarafından bakmamak gerekli. yıkıntı ve sarsıntı yaşadığım kadar belki daha fazla kırmış, yıkmış ve sarsmış olabilirim istemden, farketmeden bir çok kimseyi. Burada değinmek istediğim konu ön yargı çerçevesini aşmak ve yaşı, ilmi ne olursa olsun &#8220;oda bir insan&#8221; gözüyle bakmak. Hepimiz beşeriz ve beşer şaşar. Belki kendi uyardığı yanlış bulduğu bir çok şeyi kendisi yapar ve yaptığının da  olaylar olup bittikten sonra farkına varır. Belki yalnış olduğunu bile bile o işi yapmaya devam eder ki bu en feci olanıdır. münafıklıktır.<br />
İnsan demiştik. Karşımızda ki kim olursa olun &#8220;oda bir insan sonuçta&#8221; diye bilmek tüm sarsıntıları dindiren bir faktördür aslında. çünkü insanlığın fıtratında vardır ve kalp her ortama ayak uydurabilir. peygamber efendimizin bir hadisinde buyurduğu üzere mealen: &#8220;kalp rüzgarlı bir havada uçuşan bir saman çöpü gibidir. rüzgar hangi yönde esere o yöne uçar&#8221; Bazen farketmez insan ne yaptığını.hele ki şu ahir zamanda sünnetlerin ve imanın elde ateş tutmaktan farksız olduğu bir dönemde etrafı kokuşmuş çöplerle dolu bir zamanda gül olmak ve etrafa gül kokusu yaymak oldukça zordur. ister istemez bir yapsağı bulaşır o pisliğe. insandır beşerdir ve şaşar. Yaşça bizden büyük olabilir veya harika bir eğitim almıştır veya haram ve helal sınırlarını çok iyi biliyordur ve bunu tebliğ ile hizmette görevlendirilmiştir ama elinde sonunda o yinede insandır. Balçığın dışındaki güzellikleri anlatır fakat kendisi o balçığın tam ortasında olabilir. Kişilere ön yargısız ve bu şelikde yaklaşmak büyük bir olgunluk ve feraset ister ama bu hasletler bir müslüman da olması gereken güzelliklerdir.<br />
Ne olursa olsun karşımızda ki kişi kim olursa olsun biz yolumuzdan ve davamızdan vazgeçmemeliyiz. o şöyle yapıyor bu böyle diyor diyerek ufkumuzu daraltmadan bakabildiğimiz kadar uzağa bakarak Allah rızası için çalışıp Allahın adını Rasulunun adını yaşamak ve yaşatmak için çaba göstermeliyiz.<br />
Ahir zaman demiştik. Ahir zaman ümmeti olmak. İmanın elde kor tutmaktan farksız olduğu şu dönemde şeytanlaşmış insanların kene gibi yapışacak bir insan-ı kamil aradığı şu zamanda birde şeytanın hile ve vesveseleri sağdan yaklaşması ile bu aşkı, iman aşkını, iman yangınına, daha sıkı bir yapışmalıyız O&#8217;nunla yanıp O&#8217;nu duyurmalıyız. en akıllı ve en üstün varlık olan insan mı şeytanı ve onun vesveselerini yenemeyecek ve onun vesveselerine yenilmiş kalpleri kurtaramayacak yeter ki istesin! Bir kimse istedikten sonra başaramayacağı şey yoktur. yeteki ne istediğini ve ne için kimin rızası için istediğini tevekkül ve teslimiyetini kime/neye yaptığını bilsin. Bundan sonra zaten Alah o kimsenin gören gözü, işiten kulağı, tutan eli olacaktır.<br />
Ateş güle dönecektir..<br />
Taif&#8217;in sonu miraç olacaktır..<br />
Her karanlığın aydınlığa çıktığı bir yönü vardır. ve bu yolu verilen aldatmaca sinyallerle karıştırmadan doğrusuna yönelerek bulmak gereklidir.</p>
<p>&#8220;Oda bir insan&#8221; gözüyle bakmak demiştik. peki insan ne demektir? kısaca buna değinerek bu sohbetimize son verelim inşallah.</p>
<p><a href="http://www.osmanlicaturkce.com/?k=insan&amp;t=@">Lügatte &#8220;insan&#8221;</a></p>
<blockquote><p>İnsan:<br />
<strong>1-</strong> (Bu kelimenin aslı, lugat âlimlerince<strong> &#8220;ins&#8221;</strong> den geldiği söylenir. Kamusta da kûfiun&#8217;a göre <strong>&#8220;Nisyan&#8221;</strong> kelimesinden geldiği zikredilmektedir.) Akıl, şuur ve imân ile diğer canlılardan ayrı, Cenab-ı Hakk&#8217;ın en mükerrem yarattığı mahluku olup, Rabbanî ni&#8217;metleri unutkanlığı dolayısıyla insan denilmiş.<br />
<strong> 2-</strong> Huy ve ahlâkı yüksek. Terbiyeli. (İnsan binler çeşit elemler ile müteellim ve binler nev&#8217;i lezzetler ile mütelezziz olacak bir zihayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddi, mânevi düşmanları ve nihayetsiz fakriyle beraber hadsiz zâhirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zeval ve firak tokatlarını yiyen bir biçare mahluk iken, birden iman ve ubudiyetle böyle bir Padişah-ı Zülcelâle intisap edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinad ve bütün hâcâtına medar bir nokta-i istimdad bularak, herkes mensup olduğu efendisinin şerefiyle, makamiyle iftihar ettiği gibi, o da böyle nihayetsiz Kadir ve Rahim bir Padişaha iman ile intisap etse ve ubudiyetle hizmetine girse ve ecelin idam ilânını kendi hakkında terhis tezkeresine çevirse ne kadar memnun ve minnettar ve ne kadar müteşekkirane iftihar edebilir, kıyas ediniz. S.) (İnsanın bu ehemmiyetli câmiiyetidir ki: Zât-ı Hayy-ı Kayyum, insana, bütün Esmâsını ihsas etmek ve bütün envâ-ı ihsanatını tattırmak için öyle iştihalı bir mide vermiş ki o midenin geniş sofrasını hadsiz envâ-i mat&#8217;umatiyle kerimane doldurmuş. Hem bu maddi mide gibi hayatı da bir mide yapmış. O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i nimet açmış. O hayat ise duyguları vasıtasiyle o sofra-i nimetten her çeşid istifadeler ile teşekküratın her nev&#8217;ini yapar. Ve bu hayat midesinden sonra bir insaniyet midesini vermiş ki, o mide, hayattan daha geniş bir dairede rızk ve nimet ister. Akıl ve fikir ve hayal, o midenin elleri hükmünde, semavat ve zemin genişliğinde, o sofra-i rahmetten istifade edip şükreder. Ve insaniyet midesinden sonra hadsiz geniş diğer bir sofra-i nimet açmak için, İslâmiyet ve iman akidelerini, çok rızk ister bir mânevi mide hükmüne getirip, onun rızk sofrasının dairesini mümkinat dairesinin hâricinde genişletip, Esmâ-i İlâhiyyeyi de içine alır kılmıştır ki, o mide ile İsm-i Rahmânı ve İsm-i Hakimi en büyük bir zevk-i rızkî ile hisseder. &#8220;Elhamdülillahi alâRahmaniyetihi ve alâ Hakîmiyetihi&#8221; der ve hâkeza&#8230; Bu mânevi mide-i kübra ile hadsiz nimet-i İlâhiyyeden istifade edebilir; ve bilhassa o midedeki muhabbet-i İlâhiyye zevkinin daha başka bir dairesi var&#8230; L.) (S &#8211; İnsan, Arza nisbeten bir zerredir; Arz da, kâinata nazaran bir zerredir; ve keza insanın bir ferdi, nev&#8217;ine nisbeten bir zerredir; nev&#8217;i de, sâir ortakları bulunan enva&#8217; içinde bir zerre gibidir. Ve keza, aklın düşünebildiği gayeler, faideler hikmet-i ezeliye ve ilm-i İlâhideki faidelere nisbeten bir zerreden daha aşağıdır. Binaenaleyh, böyle bir âlemin insanın istifadesi için yaratılmış olduğu akla giremez? C &#8211; Evet, zâhire bakılırsa insan bir zerre hükmündedir. Fakat, insanın taşıdığı ruha, kafasına taktığı akla, kalbinde beslediği istidatlara nazaran bu âlem-i şehadet dardır, istiab edemez. Ancak o ruhun arzularını ve o aklın fikirlerini ve o istidatların meyillerini tatmin ve te&#8217;min edecek âlem-i âhirettir. Ve keza, istifade hususunda müzahame, mümanea ve tecezzi yoktur; bir küllînin cüz&#8217;iyatına nisbeti gibidir. Nasıl ki bir küllî bütün cüz&#8217;iyatında mevcud olduğu halde, ne o küllîde tecezzi ve inkısam olur ve ne de cüz&#8217;iyatında müzahame ve müdafaa olur. Küre-i Arzdan da binlerce müstefid olsa, ne aralarında bir müzahame olur ve ne Küre-i Arzda bir noksaniyet peyda olur. Yalnız insanın indallah kerameti olduğu için, âlem-i şehadetin yaratılışında insan, ille-i gaiye menzilesinde gösterilmiştir. Ve insanın hatırı için, bütün envâa bir umumi ziyafet verilmiştir. Bu ise, bütün âlemin fâideleri insana münhasır olup başkalara hiçbir faidesi yoktur demek değildir. İ.İ.)</p></blockquote>
<p>Kısaca &#8220;<strong>insan</strong>&#8221; kelimesini anlamı huy ve ahlakı yüksek, Terbiyeli demektir. ayrıca insan kelimesinin kökü <strong>&#8220;ins&#8221;</strong>&#8216;tir ve <strong>&#8220;nisyan&#8221;</strong> kelimesinden geldiği söylenir. &#8220;nisyan&#8221; isyan eden, isyan çıkartan gibi anlamlar barındırır. terbiyeli ve akıllı bir varlıkta isyan neden ola ki dersek. ruh&#8217;a giydirilen benden elbisesi sonucu ortaya çıkan nefs&#8217;i sebep gösterebiliriz. şeytanın ve dünya hayatının meşgalelerine meyilli olan nefs insana imtihan için verilmiştir. Tasavvuf alimleri nefsi bir ata benzetirler.dizginlerive eğitimi kişisine bağlıdır. ipleri bırakırsanız o kafasına göre koşar ve sonunda bi yerde yorulur durur veya gider bir duvara toslar. ama insan bu dünyaya nefsine hakim olmak dizginlerini sıkıca tutup onu sırat-i müstakim üzerinde yürütmek ve kulluğunu en güzel şelikde yerine getirmesi üzere vazifelendirilmiştir ve bunu sonunda cennet ve cehennem mükafatları vardır.</p>
<blockquote><p>“Ben cinleri 1 ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım!” (ez-Zâriyât, 56)</p>
<p>“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilhâm edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu günah ve isyanlarla kirleten de elbette ziyan etmiştir.” (eş-Şems, 7-10)</p></blockquote>
<p>Kainatın halıkı ve maliki olan Rabbil alemin bir imtihan üzerine insanı yaratmış ve dünyaya göndermiştir. Onlara dünyada nasıl yaşayacaklarını, kendisine nasıl ibadet edeceklerini öğretmesi içinde insanlarının içinden onlar için bir lutuf olarak peygamberler ve önderler seçmiştir. Adem (as) günümüze insanlara Allah&#8217;ın emir ve yasaklarını anlatmak, yaşamak ve yaşatmak için kurulan bir zincir oluşmuştur. Elhamdülillah ki yaratılmışların en hayırlısı olan insan olarak yaratıldık ve insanların en hayırlıları olan Muhammed ümmetine seçildik. bu bizim isteğimiz doğrultusunda olan bir şey değil malumunuz. hayırlıların en hayırlısı olan insan içinden seçilmiş bir insan olma lütfü ve keremiyle şereflendirilmiş bizlerin neyi ne için yapacağımızı ve yaratılış sebeplerimizi iyice bilip en güzel şekilde yaşamalıyız. Hiç kimsenin gözü, kaşı, konuşması ve kendi hayat tarzından dolayı sorgulamadan &#8220;oda insan&#8221; ve &#8220;oda seçilmiş bir kul&#8221; gözüyle bakarak davamız olan islamı yaşamak ve yaşatmak için çaba göstermeli, yolda ki çakıl taşlarını gözümüzde büyütmeden sabır ve teslimiyetle yürümeliyiz.</p>
<p>Yazıma çok hoşuma giden hz. mevlanın bir sözüyle şimdilik son veriyorum inşallah. bu yazıda insanın yaratılış evrelerinden de biraz bahsetmeyi düşünmüştüm ama konun dağılmaması ve fazla uzamaması için bir sonra ki yazıma bırakıyorum..</p>
<blockquote><p><em>• Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var. </em>(mevlana)</p></blockquote>
<p>Yoldaki tepeciklere takılmadan sırat-i müstekim üzerinde bir hayat yaşamak duası ile&#8230;</p>
<p>Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. Gözlerinize sağlık&#8230;</p>
<p>Vesselam&#8230;</p>
<p>23.04.2007 / Zeynep&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gerekli.org/oda-insan-diyebilme-izzeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
