bagirmakÇok severiz ona buna sataşmayı,onunla bununla uğraşmayı,bizimle alakasız yerlerde yorum yapmayı bir başka deyişle her işe maydonoz olmayı… Ne zaman nerede bir tartışma görsek bilgili ya da bilgisiz olalım olaya “balıklama dalarız” nedense. Hele birde birisi yanlışlıkla bizim damarımıza basmasın, hemen veryansın eder,ağzımıza geleni söyleriz. Sonundada kavgadan çıkmışcasına sinirimiz tavan yapmış halde kırdıklarının farkında olmadan “haketti ama o” der ve gururumuzun elinden tutar gideriz. Halbuki gururumuzu karşımızdakine söylediğimiz lafların arasına sıkıştırıp çoktan fırlatıp atmışızdır bile. Bilgi edinilecek bir ortam oluşturulmaya çalışılmasına rağmen ortam artık bir ring olmuştur, bir köşede bizim pervasız dilimizi diğer köşede insaniyetimiz, dövüştürür dururuz dakikalarca, saatlerce, günlerce. Kazanan her zaman “pervasız dilimiz” olur ve her defasında insaniyetimize kalıcı darbeler vurur…

O adamın gözünün üstünde kaşı var, çıkar ağzından baklayı !!!

O adam bizim tarafımızda değil, savundukları önemli değil, çıkar ağzından baklayı !!!

O adam benim savunduğumu savunmuyor, çıkar ağzından baklayı !!!

O bana hakaret etti, ben ondan daha aşağıya düşmeliyim, çıkar ağzından baklayı !!!

Bizim çaycı çok kötü çey demlemiş, çıkar ağzından baklayı !!!

Benim herif 43. buluşmamızın yıl dönümünü unutmuş, çıkar ağzından baklayı !!!

Bizim kadın yemek yapmamış, çıkar ağzından baklayı !!!

Bizim hoca 100 lük kağıda 20 vermiş, çıkar ağzından baklayı !!!

Bir saattir bekliyorum, nerde kaldı bu adam, çıkar ağzından baklayı !!!

Şerefsiz hakem, buz gibi penaltıyı yedi, çıkar ağzından baklayı !!!

Son ki üç dört, laylaylaylaylaylaylaaaaay, çıkar ağzından baklayı !!!

120 ile giderken çukura girdim,belediye ne kadar sorumsuz, çıkar ağzından baklayı !!!

…..

Baklalar ağızdan bir bir dökülür, çıkan geri dönmez, saklanması gereken en önde çıkarılır…

Sonuç hep hüsran, hep hüsran…

“Çıkar ağzından baklayı” pek uymadı dimi size göre, buyrun deyimin gerçek hikayesini İskender Pala’dan dinleyelim:

Ağzından Baklayı Çıkarmak

Deyimin hikâyesi şöyle:

Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine yakıştırılan küfürbazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan vazgeçmek için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış, adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tenbih etmiş:

- Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini cebine koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sen de küfretmeme isteğini hatırlayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin altına yerleştirirsin.

Adamcık şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye başlar. Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır. Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak,

- Şeyh efendi, biraz durur musun? deyip pencereyi kapatır. Şeyh efendi söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünür ve,

- Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz…

Şeyh içinden “La havle” çekse de denileni yapmamak tarikat adabına mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sırada küfürbaz derviş kendi kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta, bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü kez açılır ve kız seslenir:

- Gidebilirsiniz artık!..

Şeyh efendi merak eder ve sorar:

- İyi de evlâdım bir şey yok ise bizi niçin beklettin?

- Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun akına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu.

Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi,
-Ulan derviş, der, çıkar ağzından baklayı!.

Baklaların hep ağzımızda kalması ümidiyle…

Veysel Kalender – 19.02.2008

Yorum Yap