her-sey-seninle-baslarSelamun aleyküm arkadaşlar…

Her şey seninle başlar”  kitap tahlilimizin üçüncü bölümü “Çaresizlik Nasıl Öğrenilir?” başlığı altında işleyeceğiz inşallah..

Yazımıza kitaptan bir alıntı ile başlamak istiyorum;

Ünlü profesör Martin Seligman ve arkadaşları 1960’lı yılların ortalarında, herhangi bir deneye tabi tutulmamış 24 tane köpek aldı ve onları üç gruba ayırdı.
Birinci gruptaki köpeklere `kaçış grubu´(escape group) adını verdi ve bir kabinin içine yerleştirip ayaklarına zararsız ama yüksek voltajlı elektrik şoku uyguladı.
Bu gruptaki köpekler kabindeki bir düğmeye dokunarak elektrik şokunu kesme imkanına sahiptiler. Eğer 30 saniye içerinde basılmazsa elektrik şoku kendiliğinden kesiliyordu. Bu köpekler düğmeye hızla öğrendiler ve gittikçe daha kısa süre de düğmeye basmayı başardılar.
Bu gruptaki köpeklere şokun geleceğini önceden herhangi bir ayırt edici bie uyarı verilmeksizin 64 şok verilmiş ve köpekler birkaç tekrardan sonra şoku durdurmayı öğrenmişlerdir.

İkinci gruba ´çaresizler grubu´(yoked group)[1] adı verildi ve bunlar ´kaçış grubu´ile aynı şartlarda elektrik şokuna maruz bırakılıyorlardı. Ancak bu köpekler düğmeye bastıklarında elektrik şoku kesilmiyordu. Bu köpeklere uygulanan şok süresi kaçış grubundaki bir köpeğe uygulanan kadardır. Kaçış ve çaresizler grubu aynı sürelerde şoka maruz kaldıkları halde çaresizler grubu düğmeye bassa bile şok kesilmediği için bu gruptaki köpekler 30 kadar denemeden sonra düğmeye basmaktan vazgeçtiler.

Üçüncü gruptaki köpekler ise ´kontrol grubu´ydu ve herhangi bir şoka maruz kalmıyorlardı. Diğer köpeklerdeki değişim, bu ´hiçbir deneye maruz kalmamış´köpeklere bakılarak anlaşılacaktı.
Araştırmacılar 24 saat sonra tüm köpekleri kısa bir çitle iki bölmeye ayrılmış kapalı bir alana götürdüler. Deneyin ikinci aşamasına geçildi. Bu aşamadan köpeklere 10 kez şok veriliyor ve köpeklerin bu 10 denemenin birinde çitin üstünden karşı tarafa atlayarak şoktan kurtulacakları umuluyordu.

Bu etapta köpeklere elektrik şokundan bir dakika önce ´ayırt edici uyarıcı´ olarak ışık veriliyordu. Elektrik şoku olan bölümden güvenli bölüme geçebilen köpekler şoktan kurtulabiliyordu.

Kaçış grubu ve kontrol grubu kurtulmada hemen hemen aynı başarıyı gösterirken ´çaresizler grubu´diğer gruplardan önemli ölçüde farlılılk gösterdi. Bu gruptaki 8 köpeğin 6’sı 10 denemeden sonra bile çitin çitin üzerinden atlayıp şoktan kurtulamadı.
Bir hafta sonra ise bu 8 köpeğin 5’i hâlâ 10 denemenin herhangi birinde karşıya atlamayı beceremiyordu. Bu gruptaki köpeklerin %75’i neredeyse karşıya hiç atlamıyor, %62’si ise yedi gün geçmesine rağmen halen başarısızlıklarını sürdürüyorlardı.
Deneyin sonuçları ikinci gruptaki köpeklerin ´çaresiz olmayı öğrendiklerine işaret ediyordu.[2]

Aynı ortamda bulunup farklı kafeslerde deneye tabi tutulan köpeklerin birbirlerini görerek de psikolojik olarak etkilenmişlerdir.
Tıpkı dünyada fakir-zengin, eğitim almış- eğitim almamış, gözleri ama olan- gözleri sağlam olan, dizsiz olan- konuşabilen sakat-sağlıklı şeklinde daha bir çok gruba ayırabiliriz insanları ve birinci gruptaki bir şeyi eksik olan insanlar diğer insanları gördüklerinde kendilerinde olmayanlardan dolayı isyan eder ve bundan kurtulmaya çalışır eğer kurtulamıyor, halen fakir-âmâ-eğitimsiz-sakat ise bu sefer kendini hayattan da soyutlayarak kendini bir hiç olarak görmeye başlıyor. Kendisine imtihan olarak verilen diğer insanlardan farkını bir yük ve eksiklik olarak görüyor ve kendisine verilen diğer nimetleri de görmez oluyor.
Yaşantımıza biraz uzaktan baktığımızda kendimizde bile görebiliriz belki bunu. Yeteneksiz, yetersiz gördüğümüz noktalar karşısında o yönümüzü tamamen körertip başarmak için hiçbir çaba harcamıyoruz birde bu yönlerde yeteneği olan insanlara başka gözle bakıyor kendi değerimizi kendi gözümüz de düşürüyoruz ilk başta.
Bundan önceki yazımda verdiğim alıntıda ki önce kendi iç bariyerlerimi aşmadığımız için dış bariyerleri aşamıyoruz.
İnsanların fıtri özelliklerinden biridir, özeşeltiri yapmamak/yapamamak hatta öyle kimseler vardır ki yaşadığı kötü olayları kendi aklıda, kendi lehine göre değerlendirir, yorumlar ve insanlara bu şekilde anlatıp kendini de buna inandırır.
Bu konuda eğitim almış ve vir çok deneylerde bulunan profesörler insanların psikolojik çöküntülerini hayatlarında göstermiş oldukları tepkileri hayvanlar üzerinde deneyererekte ispatlamışlardır.
Çaresizliği öğretmeye bir örnekte evde beslemek üzere alınan kedi veya köpeklerden örnek verebiliriz. Girmelerini istemediğimiz odalara girdiklerinde burunlarına vurarak dışarı çıkardığımızda bir daha o odaya girmediğini görürüz. Kendine güvenen ve inatçı bir hayvan ise bunu bir kez daha dener ve yine aynı tepkiyle karşılaşırsa bir daha o odanın kapısına kadar gelir, içeriden gelen sesleri merak edip belki bakar, içeriden çağırılırsa dahi gitmez. Çünkü o odadan içeri girerse burnuna vurarak kovulacağını öğrenmiştir.
Özellikle insanların yaşam tarzları, yaşam kaliteler ve aldıkları eğitimle birbirleri üzerinde hak isnad etmeleri kişilerin fark etmeden çaresizliliği öğrenmeye itiverir. Örneğin patron ve hademe ilişkisidir. Patronlar eğer insan haklarını gözetmeyen ve kendisinde Allah korkusu olmayan bir insan eğitimsizliğinden dolayı o insana hayvandan daha da aşağı davranışlarda bulunur hem fiilen hem de sözlü bir şekilde onu aşağılar ve o kişi yaşadığı olaylar karşısında belki patron olacaksa da kendisine onu layık görmez kendisi için “kişilerin kendi yapmış oldukları hataları kendisinden bilinen, aşağılanan, hor görülen” birisi olarak görür ve hayatta yerinin burası olduğunu kabul ederek yaşamaya devam eder. Öyle ki bunu kendisine hayat tarzı edinir artık bundan rahatsız olmaz.

Sahte çaresizlik ve gerçek çaresizlik

Köpeklerle yapılan bu deneyden sonra Martin Seligman, S. Maier ve C. Peterson ´Öğrenilmiş Çaresizlik´diye bir kavramı ortaya attılar. Bu deneylerden sonra Seligman, teorisini şöyle özetler: “Ne zaman ki bir kişi yaptığı hiçbir şeyin bir fark yaratamayacağına inanırsa, çaresizliği ve hiçbir şey yapmamayı öğrenecektir.”

Kişi bir işi yaparken birkaç kez denemesi sonucunda istediği başarıya ulaşamaz ise çaresiz olduğunu ve herhangi bir şey yapmamayı(atalet) seçer.

İnsan ve toprak ilişkisi konusunda yazdığım gibi atalet ve tembellik insanın fıtratından olan şeylerdir. Tıpkı azim ve gayret gibi. İnsanoğlu meraklıdır bir şeyleri elleriyle dokunarak görmek ister, denemek bakmak ve o şeyi dahada geliştirmek ister b unu gayretiyle ve Rabbim vermiş olduğu aklı ile gerçekleştirir. Ama belki elindeki imkanların yetersizliğinden beklide dış engelleriden dolayı yaptığı şte istediği sonu alamaz ise işi yapmaktan vazgeçer azim ve gayret kapılarına mührü vurur bundan sonra hayata tembellik ve atalet kapılarından bakar.
Atalet ve tembellik dedik buda insanın öğrendiği çaresizliğin sahte ve gerçek olduğunu ortaya koyuyor. Eğer kimse gerçekten bir çok kez bir işi başarmayı denemiş ve istediği başarıya iç ve/veya dış engellerin sebebiyle ulaşammışsa psikolojik  bunalıma girer ve kendini bereriksiz olarak atleder çaresizliği öğrenir ve hiçbir şey yapmamaya karar verir ki sonucunda başarısızlıkla karşılamasın. Kimisi de kendi iç engellerini bahane sürerek yaptığı işe kendini tam olarak vermez ve son unda başaramaz ise tembellik kapısında bakarak zaten yapamıyorum en iyisi hiçbir iş yapmaya kalkışmayayam der hayatına başkalarının yaptığı işleri, icat ve buluşları kullanarak yaşamaya devam eder. Bu kimseler aslında bi işi beceremeyecek durumda değilleridir aksine tembelliklerinden ve ataletlerinden dolayı iş yapmamayı seçmişlerdir. Bunu kendisine hayat tarzı edinen kimseler eleştirici olurlar. Yapılanı beğenmez sürekli eksik aralar “ben senin yerinde olsam” şöyle şöyle yapardım derler.

Anlatılan tüm örneklerde birinci aşamalar gerçek çaresizliğe ikinci aşamalarda sahte çaresizliğe örnektir.

Çaresiz olduğunu düşünenler çözüme giden yol olduğu halde yolu görmezden geliyor veya görmüyorsa bu sahte çaresizliktir.

İlk başta gerçekten çaresi yoktu ama daha sonra bir çıkış yolu verildi ve bu yol gösterildiği halde o yolu görmüyorsa insan artık her şeyden vazgeçmişse artık o kimse gerçekten çaresiz değildir, kendisi çaresiz olarak görür ve insanlara ne yapayım artık bir çıkış yolu yok böyle yaşamıma devam edeceğim der yol gösterenleri de geri çevirirler.

O halde yapmamız gereken şey hangi sorunun çözülebilir olduğunu hangisinin çözülemez olduğuna karar vermektir.fakat çaresizilik içinde olan kimsenin bunu görüp sağlıklı bir şekil de değerlendirip tahlil etmesi zordur. Fuzuli’nin de dediği gibi “akıntıya kapılan kıyıyı yürür sanır
Yani kendi bulunduğu psikolojik durumdan dolayı çıkışı görmez onu da engel sanır. Bu durumdaki insanların, öncelikle kendilerinin öğrenilmiş çaresizlik içerisinden olduğunu görmeleri gerekir ve en sağlıklı yol olan Kur’an ve sünnet-i seniyye yoluna geçip doğruyu yanlıştan ayırt edip bulundukları çaresizlik duygusundan kendilerine gösterilen çıkış yoluna doğru yürümelidirler. Lakin öyle kimselerde vardır ki iç engellerini aşmıştır ama etrafındaki insnların cahilce insanları kapalı bir kutuya sokan düşüncelerden kurtulmak için tırnaklarıyla kazıp kendilerine bir çıkış yolu açmalıdırlar. Bunun içinde kararlı olmalı ve tam manasıyla ne yapmak istediğini iyi bilmelidir…

Profesörlerin hayvanlar üzerindeki yapmış olduğu deneyler geçmiş tarihte insanlar üzerinde de denenmiş ve başarılıda olunmuştur.
Halife olarak seçilen insan ve diğer yaratılanlardan ayrı ve üstün olduğunu gösterilmesi için aklı verilmiştir. İnsanlarda havyalardan daha fazla duygu vardır ve insanlar karşılaştıkları olaylar hakkında tahlil yaparlar. Konunun başlarında da söylediğim gibi kendi içlerinden aldıkları kararlara ve kendi akıllarından yaptıkları yorumlara hem kendilerini hem de diğer insanları inandırırlar.

Hayatımız ve/veya çevremizdeki insanların hayatları bir çok öğrenilmiş çaresizliklerle doludur. Pekala şimdi bunları düşünmenizi istiyorum, yaşanılan çaresizlik duygusu daha sıcağı sıcağınayken ne olduğunu anlayabiliyor muyuz? Kendimize bulunduğumuz durumda bir çıkış yolu arıyor muyuz yoksa o hali kabullenip bundan sonra öylemi yaşamaya devam ediyoruz. Dağlara bahar gelip çiçeklerin açtığını sadece hayal ediyoruz yoksa gidip kırlarda koşuyor muyuz yada kendi bahçemizi/gönlümüzü bahara mı çeviriyoruz. Güllerimiz solmadan isimli yazımda ki güllerimize can suyumu oluyor yoksa kendi halinde kurumaya mı terk ediyoruz. Yani çaresizliklerimizi kabullenip onlarla mı yaşamaya devam ediyoruz yoksa omuzlarımızda yük olan çaresizliklerimizi bırakmak için çıkış yollarımı arıyoruz kendimizi iyi düşünelim ve neler yaptığımıza bir göz atalım…

İnsan gerçek çaresizlik mi yoksa sahte çaresizlik mi yaşadığını ayırt etmesi kolay değil demiştik. Çünkü sahte çaresizliği ortaya çıkaran insandır. Önünde engel olmadığı hale önünde engel varmış gibi davranır.
İnsanın zihni herhangi bir problem durumunda bildiği, algıladığı çözüm seçenekleri içerisinden en iyisini seçer lakin bu onun çıkışı bulmasına yol göstermese hemen pes eder. Burada yapılması gerek şey klişeleşmiş düşüncelerden sıyrılarak daha yenilikçi ve bilir kişilerin tavsiyeleri doğrultusunda çıkış yolları aramaktır.
Her zaman bildiğimiz çıkış yolarını ısıtıp ısıtıp tekrar kullanmaya kalkarsak her zaman durumda yaramayabilir. Yani çıkmaz sokağa grip çıkış yolu arıyorsak  yapmamız gerek ilk şey o sokaktan çıkmaktır yoksa bu bizi yorar ve yıldırır.

Çoğu durumda çaresizlik hiçbir seçeneğin olmamasından değil, kapalı akıl nedeniyle açık seçeneklerin görülmemesinden kaynaklanır. Tıkanıklık doğada değil aklımızdadır.

Yaşlı adam hapisteki oğluna mektup yazar. “patateslerin ekilmesi için tarlaların kazılması gerekiyor. Yaşlı ve hastayım, yanımda olsaydın, ne iyi olurdu…”
Oğlu mektubu okur ama hapistedir. Bu ´gerçek çaresizlik´ durumunda yapılacak bir şey yok gibi görülmektedir.
Neyse ki genç adam bizim gibi düşünmez. Hemen babasına cevap yazar:” baba sakın tarlatı kazma cesetleri oraya gömdüm!” Polis mahkumun mektubunu okuyunca hemen harekete geçer, cesetler bulmak için tüm tarlayı kazar. Fakat ceset bulunmaz!
Birkaç gün sonra yaşlı dam oğlundan bir mektup daha alır: “Baba, bu şartlar altında elimden gelenin en iyisini yaptım.”

Aşılmaz görünen engelleri zeka ve yapıcı düşünce gücüyle aşmak yapıcı başarı tarzıdır. Yapıcı başarı eldeki imkanlara bağlı olmadığı için sınırlı imkanlarla sınırsız sonuçlar aldırabilir. Hiçbir şeyiniz yok ama engelleriniz çoksa, zekanız tek sermayenizdir. Engelleri aşmak için aklınız kullanmayı öğrenin aklınızı önünüze koyduğu iç engelleri aşmak için bile aklınızı kullanmanız gerekiyor.
Aklımızı ikametgahı beynimizdir. Beynimiz en değerli organımız olduğu için, vücudumuzun en üst kısmına konulmuştur. Tabi birde önümüzü daha geniş görür, kaplumbağadan daha hızlı yürüyebilelim diye!
İç engellerimiz sadece “ben yapamam” inancından ibaret değildir. Düz mantıkla düşünme alışkanlığı da çişitli şekillerde bizi çözümsüz yollara düşürür. Akıl yürütme biçimimizdeki kölükleri görmek için körke konuşmak çok yararlıdır!

Not: yukarıdaki alıntıda “yapıcı zeka” tanımı kitapta “yaratıcı zeka” olarak kullanılmıştır şahsım tarafından tahlilimde yapıcı zeka olarak değiştirilmiştir.

Alıntıyı okuduğunda sizinde aklına geldiğini düşündüğüm ve ders çıkarmamız gereken diğer bir hususta şudur. Kendimizden aşağıda olanlara bakıp, onlarla konuşup hallerini dinleyerek kendi halimize şükretmemizdir. Çektiğimiz sıkıntıların onların sıkıntıları karşısında lafı bile olmayacak kadar değersiz ve küçük olduğunu görüp bu konuyla ilgi olan ilk yazdım da verdiğim örnek gibi önümüzde çakıl taşlarını tepe gibi görmememiz gereklidir. Dünyalık işlerde ve sıkıntılarda kendimizden aşağıda olanlara, sıkıntısı daha çok olanlara bakıp şükretmemiz gerektiği gibi, uhrevi işlerimizde de kendimizde daha üst noktadan olan kimselere bakıp imrenmemiz ve yetersiz olduğumuzu düşünerek daha da yükseğe çıkma gayreti içerisinden olmalıyız.
Korkunun kendisi korkulan şeyden daha fazla zarar verir

Öğrenilmiş çaresizlik, öğrenmek ile korku arasındaki ilişkiyi de açıklar. Öğrenilmiş çaresizlik başarısızlığa uğrama korkusu nedeniyle hareketsiz kalma durumudur. Öğrenilmiş çaresizlik içinde yaşayan kişilerde yoğun bir başarısızlık beklentisi görülmektedir.
İnsan niçin denemekten korkar? Kaybetmekten korktuğu için! Çaresizliği öğrenmiş kişiler sürekli, “Bir daha başarısızlığa uğramamak için ne yapmalıyım?” sorusuna cevap arar. Buldukları cevap ilginçtir: “Hiçbir şey yapmamak!” ama ironik şekilde hiçbir şey yapmama uzun vadede en büyük başarısızlık nedenidir.

“İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkar,” der Shakespeare. “ İnsanlar sevmekten korkuyor, kendisinin sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor eleştirilmekten çekindiği için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten ürktüğü için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan kokuyor dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor dolu dolu yaşamadığı için.”

Geçmişteki başarısız sonuçlara takılıp kalmayın. Eğer bizi yaratan sürekli geçmişimize bakarak yaşamamızı isteseydi, gözlerimiz ensemizde olurdu! Geçmişteki başarısızlıklarınızı sürekli görümüzün  önünde tutmak isteseydi, şakaklarımıza dikiz aynası koyardı! Geçmişteki başarısızlıkları ne unutun nede büyütün. Geçmişin kötü izlerinizi geleceğinizi şekillendirmesine izin vermeyin.

Bu alıntının son kısmını okuyunca kitabı artık okumasam mı diye düşünmüştüm :) zaten kişisel gelişim kitaplarından hoşlanmıyorum birde geçmişi unutmamızdan söz edince kitabın devamı acaba nasıldır diye düşündüm bir an :) kitabı bitirdiğimde de iyi ki devam etmişim dedim. Ama geçmişi unutma konusunda kitabın gittiği yoldan bakarsak hak vermemek elde değil. Zaten başarısızlıklarımızı unutmayıp da bir kere daha başaramasam dediğimiz için yaşamıyor muyuz çaresizlikleri.. o zaman geçmişte yaşadığımız çaresizlik yaralarının acılarını unutup bir daha yaşama korkusu gütmeden geçmişten ibret alıp geleceğimizi kurmalıyız.
Öğrenilmiş Çaresizlik Aklı Zayıflatır.

Öğrenilmiş çaresizlik üç şeyi zayıflatır: Aklı, istekler ve duygular!
Öğrenilmiş çaresizlik üç önemli yetersizliğe (veya bozukluğa) neden olur: Motivasyonel (motivationel) zayıflama, entelektüel (cognitive) zayıflama ve duygusal (emotional) zayıflama.

Öğrenilmiş çaresizlik kişilerde atalete ve tembelliğe sebep olduğu için kişiler arzu ve isteklerini akıllarını kullanmadıkları için bu yönlerinin zayıflaması olağan bir durumdur. Ağır bir tabir olacak ama bu safhaya gelenleri bile var: asalak hayvanlar gibi başka insanların başarılarıyla yaşayıp, başka insanların isteklerine hapsolurlar.

1- Öğrenilmiş çaresizlik yaşayanlar önce tutkularını kaybederler.

İstediklerini elde edemediğini gören insanlar artık isteklerine karşı ilgisiz olurlar. Kendi isteklerinden ve düşüncelerinden önce başkalarının istek ve düşüncelerini yerine getirmeye çalışırlar. Düşünceleri de şöyledir: “Benim istediğim olmuyor bari başkalarının isteklerinin olması için bir şeyler yapayımda onlar üzülmesin.” Tasavvufta hiçlik mertebesi gibidir. Ama bu istekler uhrevi istek ve yükselişler değil dünyalık zevk, arzu ve isteklerin gerçekleşmesidir. Bu alıntı bardağın dolu ve boş tarafı gibi iki şekilde incelersek katıla da biliriz. Dediğim gibi tasavvufta insanlar ruhi eğitimleri için geçmedikleri imtihanlar kalmamıştır ve hepsine amenna diyerek kendilerinde geçip nefislerini terbiye etmek için kapıda paspas olmuşlardır. Bardağın bu tarafından baktığımızda olaya bu kişiyi yükselten bir mertebe haline gelir ve nefsimizin iplerini tamamen elimize almamıza sebep olur burada çaresizliği öğrenen nefsimiz olur.

2- Öğrenilmiş çaresizlik yaşayanların akılları ve düşünme yetenekleri zayıflar.

Bunun nedeni de insanların çaresiz kaldıkları durumlarda akıllarını kullanarak kurtulamadıkları için ataleti seçip vazgeçmeleri ve kullanmadıkları akıllarının ve düşüncelerinin zayıflamasına sebebiyet vermesidir. Artık önlerinden engeller kalksa da onu göremezler. Bu kişiler kendi iradelerine ve seçimlerine değer vermezler.

3- Öğrenilmiş çaresizlik durumunda yaşayanların duyguları da zayıflar

Uzun süre acı çeken ve o acıdan kurtulamayan insanlar o acıya alışır. Acının bir türlü geçmediğini gören beyin o bölgeye uyuşma hissi verir ve o acıyla yaşamaya alışır. Kendini o acıya esir eder. Acıdığını bildiği halde yokmuş gibi davranarak yaşamaya çalışır ama ne kadar sağlıklı bir yaşam olur cevabını siz verin. Bu durumda olan insanlar yaşama sevinçlerini kaybederler. Hiç bir şeyden zevk almazlar. Acılarına alışmış gibi görünür ama onun sızısından gözler başka bir şeyi görmez hiçbir şeyden zevk almazlar.

Öğrenilmiş çaresizlik canlıları sadece psikolojik olarak değil, biyolojik olarak da çökertmektedir.
Bir araştırmada birer dakika arayla kafesine 5 saniye elektrik şoku verilen bir kobay farenin, başlarda panik olurken, sekseninci defadan sonra hiç hareketsiz şoku aldığı görülmüştür. `acıların faresi` acılardan kurtulmak için çabalamak yerine acıyla yaşamayı öğrenmiştir. Bu deneyde 80. elektrik şokundan sonra farenin biyolojik savunma mekanizmasının bile çalışmamaya başladığı, sadece psikolojik değil, biyolojik olarak da tepkisizleştiği gözlenmiştir.
Öğrenilmiş çaresizlik kalp kırıklıkları, incinmeler, üzülmeler, terk edilmeler vs. gibi sebeplerden dolayı kazanılır. Kalp kırıl mı diye yapılan araştırmalar sonucu kalbin psikolojik olarak kırıldığı ama biyolojik olarak da etkilendiği gözlenmiş. Defalarca kalbi kırılan insan bir daha kalbinin kırılmasından korkar ve bir daha bir şey yapmamaya karar verir ve defalarca kalbi kırılan kişi duygusuz ve hissiz olur olaylar karşısında üzülmez de sevinmez de tepkisiz bir şekilde etrafına bakınır.

Bir amaca ulaşması sürekli engellenen insanlarda ne gibi değişiklikler olur?

Engellenmişlik hissi yaşayanların tepkileri türlü türlüdür. Bazı insanlar engellenince kendine zarar vermeye başla, bazıları başkalarına zarar verir, bazıları depresyona girer, bazıları ise hayal dünyasına sığınır.

Bilim adamlarının araştırmaları sonucu bir amaca ulaşması sürekli engellenen insanların tepkirli on başlık altında incelenmiştir.

1- Otomatik depresifler: Bazı insanlar aşılamaz zorluklarla karşılaşınca içlerine kapanır ve depresyona girerler. Bu gruptakiler her durumda depresyon çıkarırlar! Bu insanları içlerindeki alıngan, kırılgan ve incinmiş çocuk yönetir. Dış engellerden bile kendilerini suçlarlar. “Ben ne yaptım da bana bunu  yaptılar?”

Kişilerin karşılaştıkları engelleri karşısında değil de insanlar arası ilişkilerde ben merkezli düşünmemeleri başlarına gelen kötü olaylarda kendilerine de bir pay biçmelidirler diye düşünüyorum. Çünkü kimse dörtdörtlük değildir ve ben ne yaptım da sonunda bu oldu diyerek düşünülmesi gereken yerlerde olduğunu düşünüyorum. Çünkü her insan yaptığı ve söyleri şeylerin karşılığını görür.

2- Olağan öfkeliler: Bu gruptakiler engellerle karşılaştığında agresifleşir ve çevresine şiddet uygular. Gariban ama gururlu, kesintisiz sinirlidirler. Sürekli söylenir, birilerini suçlar, öfkelerini ilgisiz kişilere yönlendirirler. Patronları zam yapmaz gidip eşlerini döverler.

Bu gruptaki kişiler önlerine konulan engelleri karşısında içlerinde ne kadar yıkılırlarsa bu yıkıntılarını göstermemek için karşısındaki insanları yıkar, kırarlar. Bana bir şey olmaz ben yine dimdik dururum imajı vermeye çalışıp etraflarına set ve kalın bir duvar örerler.

3- Komplo teorisyenleri: Bu gruptakiler önlerine çıkan her engelde paranoya yaparlar, kendilerine komplo kurulduğunu düşünürler. Engeli nasıl aşacaklarını düşünmek yerine, o engeli yola kimlerin koyduğunu bulmaya çalışırlar. Engelleyen hakkında genelde bilgileri yoktur ama `niyet okuma´ yoluyla birilerini suçlarlar. Ankara usulü politika analizlerde sık sık kullanılan bir tarzdır.

Bu gruptaki insanlar genelde cimri kimselerdir. Her şeyde ben merkezli düşünürler. Kendileri kurutulsun da geride kalanlar onlar için önemli değildir. Ama kendiler geri kaldığında ise nerede yanlış yaptıklarını bulup düzeltecekleri yerine başkalarının kasıtlı olarak onun yolunu kestiği, kıskanıldığını düşünürler.

4- Kısmetçiler: Bu grup ise karşılaştığı ilk engelde hemen kader/kısmetçiliğe yönelir. İsteğine ulaşmamışsa `kısmetinde` olmadığı içindir. Yürekten inandıkları kısmet teorisini doğrulayacak bir olay yaşadıkları için çok da mutludurlar!

Her insanı bir kaderi vardır ve ayrıca cüz’i iarede verilmiştir insanlara. Bir bardak çayı doldururken döken kimse benim kısmetimde yokmuş ben çay doldurmayı beceremeyecekmişim diyerek işten kaçması kısmetçilikten çok boş vermişliktir, tembelliktir diye düşünüyorum bu başlık altına giren insnlar aslında yapabilecekleri halde en ufak bir şeyde kaderim buymuş deyip kenarı çekilenlerdir.

5- Kararlı arılar: Azmin zaferine inanlardır. Denemekten yılmazlar. Sonuç alıncaya kadar ısrarla denemeye devam ederler.kararlılığın ve ısrarın gücünün hrşeye yeteceğini düşünürler.

6- Kendini acındıranlar: Bu gruptakiler önlerine çıkan engelleri başkalarına kaldırtırlar. Bir engelle karşılaşınca hemen bir kahraman yada bir kurtarıcı ararlar. İnsanların merhametini harekete geçirerek, onlardan istediklerini alırlar. Gariban kredisi kullanmayı, kendilerine acındırmayı iyi biliriler. Yetişkin kadınların erkeklerden yapılması zor bir şey istediklerinde beş yaşındaki sevimli kız çocuğu sesi kullanmaları bile bu  modele dayanır.

7- Bir yol daha varcılar: Bu gruptakiler esneklik sihirbazıdır. “Bir insanı hedefine götüren yol gökteki yıldızlar kadardır,” derler. “Bir yol olmadıysa diğeri olur.”, “Atımızı alan yolumu da almadı ya ,” atasözünden ilham alır, bir yol bulamazlarsa yol açarlar.

8- Arabeskçiler: İstediğini alamayınca küsüp mızmızlaşan, içe dönüp kendini dünyaya kapatan, alıngan ve her şeyi ´gurur meselesi´yapan arkadaşlardır. Aslında küstükleri şey karşılarında ki kişi değil kaderleridir. İçlerinde daima dönen bir plak vardır.

9- Kendine zararlılar: Bir engeli aşamayınca kendilerine zarar vermeye başlayanlardır. Kariyerinde istediği yere gelememiş bir sanatçının alkolik olması bu duruma bir örnektir. Uç bir örnek ise fanatiklerinin konser sırasında Müslüm Gürses’e ulaşamayınca, kendini jiletlemeye başlamasıdır.

10-  Hayal dünyasına sığınanlar: hayallerinde ki hayatı yaşayamayınca, hayali bir hayat yaşamaya başlayanlardır. Bu kişiler ´sert´gerçekler tarafından engellenince ´soft´ hayallere sığınır. Gerçekle ilişkilerini askıya alıp, kendi hayal dünyalarında, kendi ideal ve engelsiz evrenlerini oluştururlar. Sonrada kendi iç dünyalarına iltica ederleri!

Engellenme karşısında biz Türklerin tipik tepki verme şeklimiz agresifleşmedir. Engellenince neden öfkeleniriz? Ya da kime öfkeleniriz? Birisi tarafından engellenince gücünü kötüye kullanan karşımızdakinden daha çok, hakkımızı koruyamayacak kadar zayıf durumda olduğumuz için kendimize kızarız. Yolumuza engel koyana sinirlenir, ona bir şey yapamayınca yön değiştirir hiç ilgisi olmayanı döveriz. Araştırmalara göre çaresizlik psikolojisi en önemli şiddet kaynaklarından biridir.

Öğrenilmiş çaresizlik bir çeşit depresyondur. Başına gelen her olayda kendini suçlayanlar açık, başkalarını suçlayanlar ise gizli(maskeli) depresyon yaşarlar. Öğrenilmiş çaresizliğin sonuçlar, depresyon belirtileriyle çok benzer. Kendine güven eksikliği, zayıf problem çözme yeteneği, dikkat eksikliği, umutsuzluk hissi gibi. Öğrenilmiş çaresizlik bilim dünyasında depresyonu açıklayan bir model olarak kabul edilmektedir.

Alıntıda bahsedilen on kategoriden en az biri mutlaka hepimizde vardır. Önümüze konulan engellere ister istemez, fark etmeden verdiğimiz tepkilerdir. Okurken bir yandan da “ aa ben de böyle yapıyorum” dediğimiz kıyısından köşesinden bizi de içine alan on kategori olduğunu düşünüyorum:) Belki kabullenmek istemediğimiz içimizden bir ses bu sende de var derken kabullenmek isteyen ses olmadığına dair sizi inandırmak için bir senaryo hazırlamıştır bile :)

Önümüze konulan engellere verilen tepkiler ve insanı psikolojik olarak etkilemesinden bahsettik. İnsanlara konulan ve dış engellere yenik düşmesi sonucu ataletin ve çaresizliğin öğrenildiğinden bahsettik.
İnsan gerçekten harika bir varlık beyinin %3’ünü kullanabilmesine rağmen bir akla hayale sığmayan şeyler yapmakta. Tabi bu denli büyük bir zekaya ve akla sahip olan varlığın önüne konulan engeller karşısında verdiği tepkilerde haliyle büyük olacaktır.

Tüm işleri yolunda giden bir kimse kariyerin zirvelerindeyken birden düşüş yaşarsa içten yıkılıp kendine kızdığı kadar çevresindekilere o kadar şiddetli bir tepki verir.

Ama onuna konulan küçücük bir taşa takılan kimse ise onu gözünde büyüttüğü mertebede tepki verir. Ve en ufak şeylerde bunalıma girerse artık karşısına çıkan engelleri aşıp aşamayacağını denemez, hatta düşünmez bile “nasılsa aşamayacağım ben bunu” der ve daha denemeden vazgeçer.
Yazımızın ortalarında bahsettiğimiz gibi kişi aklının kendisine koyduğu engelleri yine aklıyla yenebilir, çözebilir öyleyse aklımızı iyi kullanmayı öğrenmeliyiz. Bundan sonraki konularımızda öğrenilmiş çaresizliği yenme hususunda konulardan bahsedeceğiz. Bu yüzden kendimize dışarıdan bakarak başka bir insan gözüyle değerlendirirsek daha net hatalarımızı ve yanlışlarımızı, kendimize koyduğumuz engelleri ve çaresizliklerimizi görebilir neler yaparak çözüm yolları bulabileceğimize karar verebiliriz.
Bir labirentin içindeyken çıkış yolunu göremeyiz ama kuş bakış baktığımızda çıkışı görür ve ilerleriz. Öyleyse işe kendimize kuş bakışı bakarak başlamalıyız.

Bu konuya kadar ´öğrenilmiş´çaresizlik psikolojisi üzerine konuştuk incelemeler üzerine örnekler verdik. Batıda çaresizlikler öğrenilerek kazanılır. Orta doğuda ise çaresizlik öğretilir. Bir sonraki konumuzda başarısız denemeler yaşamadığı halde, içinde yaşadığı kültür ve çevre tarafından bireylere çaresizliğin nasıl yüklendiği işleyeceğiz.

Konuyla ilgili diğer yazılar:

Kişisel Gelişim Ne Zamandan Beri Vardı
Çaresizlik Sendromu

Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim, gözlerinize sağlık…

 

Dipnotlar:
[1] `Yoke´ingilizcede ´bağ´,´esaret´,´boyunduruk´gibi anlamlara geliyor. Bu gruba ´bağlı grup´, ´boyunduruk grup´gibi terbüme edenlerde mevcuttur. Öğrenilmiş çaresizlik bir zihinsel boyunduruktur.
[2] Deney detayları Seligman’ın Learned Optimism ve Learned Helplessness kitabından özetlenmiştir. Öğretim üyesi Mehmet Sayım Karaçam çevirisinden de yararlanılmıştır.

8 Yorum Yapılmış

  • Veysel diyor ki:

    A.s

    Öncelikle ellerinize sağlık, sabırla okununca eğlenceli bir yazı olduğunu düşünüyorum. Çünkü herkes bu yazıda, gerçek hayatta, belkide kendisinde olmuş veya olabilecek bişeyler bulacaktır. Ben etrafımda gözlemlediğim birçok şeyi burada yazılı olarak buldum. İnsan hayatından birşeyleri okuyunca elbette ilgi duyuyor. Bu arada kendimi o 10 gruptan hiçbirine koyamadım :) Kısmet :D

  • Zeynep diyor ki:

    Allah razı olsun hocam :)
    ben yazarken hiç sıkılmadan yazıyorum sonra bi bakıyorum sayfalar olmuş :) beğenilmesi sevindiriyor tabiki teşekkür ederim..
    bu arada ben arada sırada öfkelenebiliyorum o on kategori arasından, çok nadir görülse de olmuyor değil ;) o zaman hemen sizin için 11. kategoriyi hazırlayalım :)

  • erkan diyor ki:

    Siteye tesadüfen yolum düştü ama bir daha çıkamıycam galiba:) çalışmalarınız çok güzel, teşekkürler…

  • Zeynep diyor ki:

    Yorumunuz için teşekkür ederiz :)
    Selametle…

Yorum Yap